A harfi ile başlayan Almanca kelimeler listemiz, Almanca öğreniminizde netlik ve akıcılık sağlamayı amaçlayan bir kaynaktır. Her kelime, anlamı, tekil-çoğul halleri ve doğru artikelleri (der, die, das) ile birlikte sunulmuş; örnek cümlelerle kelimeleri hem tanımanız hem bağlamında görmeniz sağlanmıştır.
Bu yapı, özellikle Almancada başlangıç düzeyinde olanlar için büyük önem taşır. Çünkü isim artikelleri ve çoğul formları dilin temellerinin başında gelir. Örneğin der Abend (akşam) kelimesinin çoğulu die Abendedir. Bu liste sayesinde hem bu ayrımı kolayca kavrayabilir hem de öğrendiklerinizi günlük dilde uygulayarak pekiştirebilirsiniz.
| Sıra No. | Almanca Kelime ve Anlamı | Almanca Cümle (Türkçe Anlamı) |
|---|---|---|
| 1 | ab (-den itibaren, -den sonra, -den başlayarak) | Ab morgen muss ich arbeiten. (Yarından itibaren çalışmam gerekiyor.) |
| 2 | der Abend, die Abende (akşam) | Heute Abend gehen wir ins Kino. (Bu akşam sinemaya gidiyoruz.) |
| 3 | das Abendessen, die Abendessen (akşam yemeği) | Um wie viel Uhr gibt es Abendessen? (Akşam yemeği saat kaçta?) |
| 4 | aber (ama, fakat, lakin) | Ich bin oft im Büro, aber nur für wenige Stunden. (Sık sık ofisteyim, ama sadece birkaç saatliğine.) |
| 5 | abfahren, fährt ab, fuhr ab, ist abgefahren (hareket etmek [araç için], kalkmak) | Wir fahren um zwölf Uhr ab. (Saat on ikide hareket ediyoruz.) |
| 6 | die Abfahrt, die Abfahrten (kalkış, hareket [araç için]) | Vor der Abfahrt rufe ich an. (Kalkıştan önce arayacağım.) |
| 7 | abfliegen, fliegt ab, flog ab, ist abgeflogen (havalanmak [uçak için], uçuşa geçmek) | Wann fliegst du ab? (Ne zaman uçuyorsun?) |
| 8 | der Abflug, die Abflüge (kalkış [uçak için], uçuş) | Der Abflug ist um 11.20 Uhr. (Uçuş saat 11.20’de.) |
| 9 | abgeben, gibt ab, gab ab, hat abgegeben (teslim etmek, vermek) | Ich muss meine Schlüssel abgeben. (Anahtarlarımı teslim etmem gerekiyor.) |
| 10 | abholen, holt ab, holte ab, hat abgeholt ((gidip) almak, karşılamak [birini/bir şeyi]) | Wir müssen noch meinen Bruder abholen. (Kardeşimizi de almamız gerekiyor.) |
| 11 | der Absender, die Absender (gönderen) | Da ist ein Brief für dich ohne Absender. (İçinde gönderen bilgisi olmayan bir mektup var sana.) |
| 12 | acht (sekiz) | Ich schlafe meistens acht Stunden. (Genellikle sekiz saat uyurum.) |
| 13 | die Achtung (dikkat; saygı) | Achtung! Das dürfen Sie nicht tun. (Dikkat! Bunu yapmanıza izin yok.) |
| 14 | die Adresse, die Adressen (adres) | Können Sie mir seine Adresse sagen? (Bana onun adresini söyleyebilir misiniz?) |
| 15 | die Ahnung, die Ahnungen (fikir, sezgi, haber) | Ich habe keine Ahnung, wo das ist. (Nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yok.) |
| 16 | all- (tüm, bütün, hepsi) | Alles Gute! (Her şey gönlünce olsun! / İyi şanslar!) |
| 17 | alle (herkes, hepsi) | Sind alle da? (Herkes burada mı?) |
| 18 | allein (yalnız, tek başına) | Er kommt allein. (O, yalnız geliyor.) |
| 19 | alles (her şey) | Hast du alles? (Her şeyin yanında mı?) |
| 20 | also (o halde, yani, demek ki, öyleyse) | Er hat Zeit, also muss er uns helfen. (Zamanı var, o halde bize yardım etmeli.) |
| 21 | alt, älter, am ältesten (eski; yaşlı) | Wie alt sind Sie? (Kaç yaşındasınız?) |
| 22 | das Alter (yaş) | Alter: 26 Jahre. (Yaş: 26.) |
| 23 | die Ampel, die Ampeln (trafik lambası) | Die Ampel ist grün. Wir können gehen. (Trafik lambası yeşil. Gidebiliriz.) |
| 24 | am (-de/-da [belirli günlerde, günün bölümlerinde, tarihlerde]) | Wir treffen uns am Bahnhof. (Tren istasyonunda buluşuyoruz.) |
| 25 | an (yanında, -e/-a; -de/-da; ilgili, hakkında) | Fahren Sie an der nächsten Straße nach rechts. (Bir sonraki caddede sağa dönün.) |
| 26 | anbieten, bietet an, bot an, hat angeboten (teklif etmek, sunmak, ikram etmek) | Was darf ich dir anbieten? (Sana ne ikram edebilirim?) |
| 27 | ander- (diğer, başka) | Nein, ich möchte die andere Jacke. (Hayır, diğer ceketi istiyorum.) |
| 28 | der Anfang, die Anfänge (başlangıç) | Wir machen Anfang Juli Urlaub. (Temmuz başında tatile çıkıyoruz.) |
| 29 | anfangen, fängt an, fing an, hat angefangen (başlamak) | Der Unterricht fängt gleich an. (Ders hemen başlıyor.) |
| 30 | angenehm (hoş, keyifli) | Die Musik ist sehr angenehm. (Müzik çok hoş.) |
| 31 | das Angebot, die Angebote (teklif, sunum; indirim, kampanya) | Heute sind Sportschuhe im Angebot. (Bugün spor ayakkabılar indirimde.) |
| 32 | anhalten, hält an, hielt an, hat angehalten (durmak, durdurmak) | Der Bus hält an der nächsten Haltestelle. (Otobüs bir sonraki durakta duruyor.) |
| 33 | anklicken, klickt an, klickte an, hat angeklickt (tıklamak) | Da musst du dieses Wort anklicken. (Bu kelimeye tıklaman gerekiyor.) |
| 34 | ankommen, kommt an, kam an, ist angekommen (varmak, ulaşmak) | Wann kommt dieser Zug in Hamburg an? (Bu tren Hamburg’a ne zaman varır?) |
| 35 | die Ankunft, die Ankünfte (varış) | Auf diesem Plan steht nur die Ankunftszeit der Züge. (Bu planda sadece trenlerin varış saati yazıyor.) |
| 36 | ankreuzen, kreuzt an, kreuzte an, hat angekreuzt (çarpı [X] ile işaretlemek) | Auf dem Formular müssen Sie etwas ankreuzen. (Formda bir şeyi işaretlemeniz gerekiyor.) |
| 37 | anmachen, macht an, machte an, hat angemacht (açmak [ışık, cihaz vb.]; hazırlamak) | Mach bitte das Licht an! (Lütfen ışığı aç!) |
| 38 | (sich) anmelden, meldet an, meldete an, hat angemeldet (kaydolmak, kayıt yaptırmak) | Wo kann ich mich anmelden? (Nerede kaydolabilirim?) |
| 39 | die Anmeldung, die Anmeldungen (kayıt, başvuru) | Eine Anmeldung für diesen Kurs ist nicht mehr möglich. (Bu kurs için kayıt artık mümkün değil.) |
| 40 | die Anrede, die Anreden (hitap) | Schreiben Sie auch eine Anrede und einen Gruß. (Ayrıca bir hitap ve bir selamlama yazın.) |
| 41 | der Anruf, die Anrufe ((telefon) arama(sı)) | Sie bekommt viele Anrufe auf ihrem Handy. (Cep telefonuna çok sayıda arama geliyor.) |
| 42 | der Anrufbeantworter, die Anrufbeantworter (telesekreter) | Sprechen Sie bitte auf den Anrufbeantworter. (Lütfen telesekretere mesaj bırakın.) |
| 43 | anrufen, ruft an, rief an, hat angerufen ((telefonla) aramak) | Peter ruft kurz seine Freundin an. (Peter kısaca kız arkadaşını arıyor.) |
| 44 | anschauen, schaut an, schaute an, hat angeschaut (bakmak, seyretmek) | Wir schauen uns einen Film an. (Bir film seyrediyoruz.) |
| 45 | ansehen, sieht an, sah an, hat angesehen (bakmak, seyretmek, görmek) | Sieh mich an, wenn ich mit dir spreche! (Seninle konuşurken bana bak!) |
| 46 | die Ansage, die Ansagen (anons, duyuru) | Hören Sie die Ansagen. (Anonsları dinleyin.) |
| 47 | der Anschluss, die Anschlüsse (bağlantı; aktarma; telefon hattı) | In Mannheim haben Sie Anschluss nach Saarbrücken. (Mannheim’da Saarbrücken’e aktarmanız var.) |
| 48 | die Antwort, die Antworten (cevap, yanıt) | Er gibt leider keine Antwort. (Maalesef cevap vermiyor.) |
| 49 | antworten, antwortet, antwortete, hat geantwortet (cevaplamak, yanıtlamak) | Er antwortet nicht. (Cevap vermiyor.) |
| 50 | die Anzeige, die Anzeigen (ilan, reklam; şikayet, ihbar) | Ich habe Ihre Anzeige in der Zeitung gelesen. (İlanınızı gazetede okudum.) |
| 51 | der Anzug, die Anzüge (takım elbise) | Er trägt einen eleganten Anzug. (Şık bir takım elbise giyiyor.) |
| 52 | (sich) anziehen, zieht an, zog an, hat angezogen (giymek; giyinmek) | Ich muss mich noch anziehen. (Hala giyinmem gerekiyor.) |
| 53 | das Apartment, die Apartments (daire, apartman dairesi) | Wir haben ein Apartment gemietet. (Bir daire kiraladık.) |
| 54 | der Apfel, die Äpfel (elma) | Ein Pfund Äpfel bitte. (Bir paund elma lütfen.) |
| 55 | der Apparat, die Apparate (cihaz, alet) | Mein Fotoapparat ist kaputt. (Fotoğraf makinem bozuk.) |
| 56 | der Appetit (iştah) | Guten Appetit! (Afiyet olsun!) |
| 57 | die Arbeit, die Arbeiten (iş, çalışma; ödev, eser) | Mein Bruder sucht Arbeit. (Kardeşim iş arıyor.) |
| 58 | arbeiten, arbeitet, arbeitete, hat gearbeitet (çalışmak) | Wo arbeiten Sie? (Nerede çalışıyorsunuz?) |
| 59 | arbeitslos (işsiz) | Er ist seit einem Jahr arbeitslos. (Bir yıldır işsiz.) |
| 60 | der Arbeitsplatz, die Arbeitsplätze (iş yeri) | An meinem Arbeitsplatz fehlt ein Drucker. (İş yerimde bir yazıcı eksik.) |
| 61 | arm, ärmer, am ärmsten (fakir, yoksul) | Es gibt viele arme Menschen auf der Welt. (Dünyada çok sayıda fakir insan var.) |
| 62 | der Arm, die Arme (kol) | Mein Arm tut weh. (Kolum ağrıyor.) |
| 63 | der Arzt, die Ärzte / die Ärztin, die Ärztinnen (doktor) | Morgen habe ich einen Termin bei meiner Ärztin. (Yarın kadın doktorumda bir randevum var.) |
| 64 | auch (-de, -da; ayrıca; hem de; bile) | Ich bin auch Spanier. (Ben de İspanyolum.) |
| 65 | auf (üzerinde, üstünde; -e/-a; açık) | Die Kinder spielen auf der Straße. (Çocuklar sokakta oynuyor.) |
| 66 | die Aufgabe, die Aufgaben (ödev, görev) | Die Hausaufgabe ist schwer. (Ev ödevi zor.) |
| 67 | aufgeben, gibt auf, gab auf, hat aufgegeben (vazgeçmek; postalamak) | Ich muss einen Brief aufgeben. (Bir mektup postalamam gerekiyor.) |
| 68 | aufgeregt (heyecanlı, sinirli) | Vor der Prüfung bin ich aufgeregt. (Sınavdan önce heyecanlıyım.) |
| 69 | aufhängen, hängt auf, hängte auf, hat aufgehängt (asmak) | Häng bitte deinen Mantel auf. (Lütfen paltonu as.) |
| 70 | aufhören, hört auf, hörte auf, hat aufgehört (durmak; bırakmak, son vermek) | 1. Der Regen hört auf. (Yağmur duruyor.) 2. Bitte hör auf zu reden! (Lütfen konuşmayı kes!) |
| 71 | aufmachen, macht auf, machte auf, hat aufgemacht (açmak) | Mach bitte das Fenster auf! (Lütfen pencereyi aç!) |
| 72 | aufräumen, räumt auf, räumte auf, hat aufgeräumt (toplamak, düzenlemek) | Ich muss mein Zimmer aufräumen. (Odamı toplamam gerekiyor.) |
| 73 | aufschreiben, schreibt auf, schrieb auf, hat aufgeschrieben (yazmak, not almak) | Ich schreibe die Telefonnummer auf. (Telefon numarasını yazıyorum.) |
| 74 | auf sein, ist auf, war auf, ist auf gewesen (açık olmak; ayakta olmak) | Das Fenster ist auf. (Pencere açık.) |
| 75 | aufstehen, steht auf, stand auf, ist aufgestanden (kalkmak, uyanmak) | Ich muss immer um vier Uhr aufstehen. (Her zaman saat dörtte kalkmam gerekiyor.) |
| 76 | aufwachen, wacht auf, wachte auf, ist aufgewacht (uyanmak) | Normalerweise wache ich um 7 Uhr auf. (Genellikle saat 7’de uyanırım.) |
| 77 | das Auge, die Augen (göz) | Er hat blaue Augen. (Onun mavi gözleri var.) |
| 78 | der Augenblick, die Augenblicke (an, saniye) | Einen Augenblick, bitte! (Bir saniye, lütfen!) |
| 79 | aus (-den/-dan) | Er kommt aus Brasilien. (O Brezilya’dan geliyor.) |
| 80 | der Ausflug, die Ausflüge ((kısa) gezi, piknik) | Morgen machen wir einen Ausflug nach Heidelberg. (Yarın Heidelberg’e bir gezi yapacağız.) |
| 81 | ausfüllen, füllt aus, füllte aus, hat ausgefüllt (doldurmak) | Füllen Sie bitte dieses Formular aus. (Lütfen bu formu doldurun.) |
| 82 | der Ausgang, die Ausgänge (çıkış) | Wo ist der Ausgang? (Çıkış nerede?) |
| 83 | ausgehen, geht aus, ging aus, ist ausgegangen (dışarı çıkmak, eğlenmeye gitmek) | Gehen wir heute Abend aus? (Bu akşam dışarı çıkalım mı?) |
| 84 | die Auskunft, die Auskünfte (bilgi, danışma) | Können Sie mir eine Auskunft geben? (Bana bilgi verebilir misiniz?) |
| 85 | das Ausland (yurt dışı) | Fahren Sie ins Ausland? (Yurt dışına mı gidiyorsunuz?) |
| 86 | der Ausländer, die Ausländer / die Ausländerin, die Ausländerinnen (yabancı) | Sind Sie Ausländerin? (Yabancı mısınız?) |
| 87 | ausländisch (yabancı) | Leider habe ich nur ausländisches Geld. (Maalesef sadece yabancı param var.) |
| 88 | ausmachen, macht aus, machte aus, hat ausgemacht (kapatmak) | Mach bitte das Licht aus! (Lütfen ışığı kapat!) |
| 89 | die Aussage, die Aussagen (ifade, beyan) | Ist die Aussage richtig oder falsch? (İfade doğru mu yanlış mı?) |
| 90 | aussehen, sieht aus, sah aus, hat ausgesehen (görünmek) | Das sieht schön aus. (Bu güzel görünüyor.) |
| 91 | aus sein, ist aus, war aus, ist aus gewesen (kapalı olmak; bitmiş olmak) | Das Licht ist aus. (Işık kapalı.) |
| 92 | aussteigen, steigt aus, stieg aus, ist ausgestiegen (inmek) | Wo muss ich aussteigen? (Nerede inmem gerekiyor?) |
| 93 | der Ausweis, die Ausweise (kimlik kartı) | Hier ist mein Ausweis. (İşte kimliğim.) |
| 94 | (sich) ausziehen, zieht aus, zog aus, hat ausgezogen (soyunmak, çıkarmak; taşınmak) | Zieh die Schuhe aus, bitte! (Lütfen ayakkabılarını çıkar!) |
| 95 | das Auto, die Autos (araba, otomobil) | Er kommt mit dem Auto. (O arabayla geliyor.) |
| 96 | die Autobahn, die Autobahnen (otoyol) | Wo geht’s hier bitte zur Autobahn? (Buradan otoyola nasıl gidilir lütfen?) |
| 97 | der Automat, die Automaten (otomat, makine) | Die Fahrkarten gibt es nur am Automaten. (Biletler sadece otomattan alınabilir.) |
| 98 | automatisch (otomatik) | Die Tür schließt automatisch. (Kapı otomatik olarak kapanır.) |
İlginizi Çekebilir:
- B Harfi ile Başlayan Almanca Kelimeler
- Almanca A1 Kelimeleri (+PDF)
- Almanca A2 Kelimeleri
- Almanca B1 Kelimeleri (+PDF)
- B1/B2 Mesleki Almanca Kelimeleri (Aspekte Beruf) (+PDF)
- Almanca B2 Kelimeleri (+PDF)
- Almanca Türkçe Sözlük (750.000+ Sözcük)
Daha fazla Almanca kelime ve bağlam için Almanca-Türkçe Sözlük sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Almanca öğrenmek ABC kadar kolay! 🇩🇪 ❤️ 🇹🇷
AlmancaABC‘de videolar, A1, A2, B1 konu anlatımları, kelime listeleri ve Almanca öğrenmek için ihtiyacın olan her şey seni bekliyor!
Hemen takip et, değişimi fark et!