Almanca B1-B2 kelimeleri, B1’den sonra B2’ye geçerken görüş bildirmek, tartışmak, haber ve metinleri anlamak için gereken kelimelerdir. Bu sayfada 600 B1-B2 kelimesini harf harf bulursunuz: isimler artikeliyle, her kelime Türkçe anlamı ve bir örnek cümleyle.
Liste, Goethe-Zertifikat B2 konularına göre AlmancaABC tarafından hazırlandı; Türkçe anlamlar ve örnek cümleler bize aittir. AlmancaABC, Goethe-Institut ile bağlantılı değildir. İş Almancası için mesleki B2 kelime listesine bakın.
B1-B2 PDF’ini indirip saklayabilirsiniz. Tek seferlik ödeme, abonelik yok. İlk sayfaları ücretsiz önizlenir.
Harfe Göre Almanca B1-B2 Kelimeleri
İlgili harfe geçmek için aşağıdaki bağlantıları kullanın:
Not: Bir kelimenin başka anlamları ve kullanımları için Almanca-Türkçe Sözlük sayfasına bakabilirsiniz. Buradaki anlamlar B1-B2 seviyesindeki temel kullanımı verir.
“A” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 1 | abbauen (sökmek; azaltmak) Vor dem Umzug bauen wir den großen Kleiderschrank ab. — Taşınmadan önce büyük gardırobu söküyoruz. |
| 2 | der Ablauf (akış, süreç, işleyiş) Könnten Sie uns den Ablauf der Prüfung kurz erklären? — Sınavın nasıl yapılacağını kısaca anlatabilir misiniz? |
| 3 | ablaufen (süresi dolmak) Mein Pass läuft vor der Reise nach Ankara ab. — Ankara yolculuğundan önce pasaportumun süresi doluyor. |
| 4 | abschaffen (kaldırmak, yürürlükten kaldırmak) Die Stadt schafft die Parkgebühren am Wochenende ab. — Belediye hafta sonu alınan otopark ücretlerini kaldırıyor. |
| 5 | abschalten (kafa dinlemek, işi düşünmeyi bırakmak; kapatmak) Nach der Arbeit schalte ich beim Spazierengehen gut ab. — İşten sonra yürüyüş yaparak kafamı dinliyorum. |
| 6 | abschließend (son olarak, sonuç olarak) Abschließend möchte ich die Vorteile kleiner Lerngruppen zusammenfassen. — Son olarak küçük çalışma gruplarının avantajlarını özetlemek istiyorum. |
| 7 | der Abschluss (diploma, mezuniyet; tamamlanma) Ein beruflicher Abschluss kann auch den Zugang zum Studium ermöglichen. — Mesleki bir diploma, üniversite eğitiminin yolunu da açabilir. |
| 8 | die Abschlussprüfung (bitirme sınavı) Für die Abschlussprüfung wiederhole ich die wichtigsten Themen. — Bitirme sınavı için en önemli konuları tekrar ediyorum. |
| 9 | die Absprache (anlaşma, mutabakat) Nach Absprache mit der Vermieterin dürfen wir die Küche streichen. — Ev sahibiyle anlaşarak mutfağı boyayabiliriz. |
| 10 | der Abstand (mesafe, aralık) Halten Sie bitte ausreichend Abstand zum Fahrzeug vor Ihnen. — Lütfen önünüzdeki araçla aranızda yeterli mesafe bırakın. |
| 11 | abstellen (bırakmak, park etmek; kapatmak) Stell dein Fahrrad bitte im Hof neben dem Eingang ab. — Bisikletini lütfen avluda girişin yanına bırak. |
| 12 | die Abstimmung (oylama; koordinasyon) Bei der Abstimmung waren die meisten Mitglieder für längere Öffnungszeiten. — Oylamada üyelerin çoğu daha uzun süre açık kalmayı destekledi. |
| 13 | die Abteilung (bölüm, birim) Die Abteilung für Studienberatung beantwortet Fragen zur Wahl des Studienfachs. — Öğrenci danışmanlığı birimi, bölüm seçimiyle ilgili soruları yanıtlıyor. |
| 14 | die Abwechslung (değişiklik, çeşitlilik) Zur Abwechslung lernen wir heute draußen statt im Kursraum. — Değişiklik olsun diye bugün sınıf yerine dışarıda ders çalışıyoruz. |
| 15 | abwechslungsreich (çeşitli, tekdüze olmayan) Eine abwechslungsreiche Ernährung finde ich besser als strenge Diäten. — Bence çeşitli besinlerle beslenmek katı diyetlerden daha iyi. |
| 16 | Account anlegen (kullanıcı hesabı oluşturmak) Legen Sie für die Anmeldung zum Seminar zuerst einen Account an. — Seminere kayıt için önce bir kullanıcı hesabı oluşturun. |
| 17 | die Agentur (ajans) Viele Reisende lassen sich bei der Urlaubsplanung von einer Agentur beraten. — Birçok gezgin tatil planlarken bir ajanstan danışmanlık alıyor. |
| 18 | die Alternative (alternatif, başka seçenek) Ein gebrauchtes Fahrrad ist eine günstige Alternative zum Auto. — İkinci el bisiklet, arabaya göre uygun fiyatlı bir alternatif. |
| 19 | die Analyse (analiz, inceleme) Die Analyse vergleicht die Essgewohnheiten von Studierenden und Berufstätigen. — Analizde üniversite öğrencileri ile çalışanların beslenme alışkanlıkları karşılaştırılıyor. |
| 20 | anbieten (sunmak, teklif etmek) Die Universität bietet auch für Berufstätige Abendkurse an. — Üniversite, çalışanlar için de akşam kursları sunuyor. |
| 21 | der Anbieter (hizmet sağlayıcı, tedarikçi) Vergleichen Sie die Preise verschiedener Anbieter, bevor Sie einen Internetvertrag abschließen. — İnternet aboneliği almadan önce farklı hizmet sağlayıcıların fiyatlarını karşılaştırın. |
| 22 | die Anfahrt (bir yere gidiş, ulaşım) Wie lange dauert die Anfahrt mit dem Auto? — Oraya arabayla gitmek ne kadar sürüyor? |
| 23 | die Anfrage (bilgi talebi, soru) Ich habe auf meine Anfrage noch keine Antwort erhalten. — Bilgi talebime henüz yanıt almadım. |
| 24 | das Angebot (teklif; indirimli ürün, kampanya) Vielen Dank für Ihr Angebot, mir bei der Wohnungssuche zu helfen. — Ev aramamda bana yardım etmeyi teklif ettiğiniz için çok teşekkür ederim. |
| 25 | angehen (ele almak; ilgilendirmek) Wie gehen wir die Einsamkeit vieler Studierender gemeinsam an? — Birçok üniversite öğrencisinin yaşadığı yalnızlık sorununu birlikte nasıl ele alabiliriz? |
| 26 | der Angehörige (aile üyesi, yakın) Angehörige können die Patientin nachmittags auf der Station besuchen. — Yakınları hastayı öğleden sonraları serviste ziyaret edebilir. |
| 27 | die Angelegenheit (mesele, iş, konu) Diese Angelegenheit möchte ich gern in Ihrer Sprechstunde klären. — Bu konuyu danışma saatinizde görüşüp netleştirmek istiyorum. |
| 28 | angespannt (gergin) Seit der Mieterhöhung ist das Verhältnis zum Vermieter angespannt. — Kira artışından beri ev sahibiyle aramız gergin. |
| 29 | anhand (dayanarak, yardımıyla) Anhand der Grafik vergleicht der Artikel die Mietpreise verschiedener Städte. — Makalede grafiğe dayanarak farklı şehirlerdeki kiralar karşılaştırılıyor. |
| 30 | die Anlage (ek belge, ek; tesis, sistem) In der Anlage finden Sie meinen Lebenslauf und meine Zeugnisse. — Öz geçmişim ve diplomalarım ekte yer alıyor. |
| 31 | der Anlass (vesile, fırsat; neden) Nehmen wir den Kursabschluss zum Anlass für ein gemeinsames Essen? — Kursun bitişi vesilesiyle birlikte yemek yiyelim mi? |
| 32 | annehmen (kabul etmek; varsaymak) Ayşe nimmt das Jobangebot trotz des langen Arbeitswegs an. — Ayşe, işe gidip gelmek uzun sürse de iş teklifini kabul ediyor. |
| 33 | (sich) anpassen (uyarlamak; uyum sağlamak) Wir passen den Lernplan an deinen neuen Stundenplan an. — Ders çalışma planını senin yeni ders programına göre uyarlıyoruz. |
| 34 | die Anpassung (uyarlama, ayarlama; uyum) Eine Anpassung der Studiengebühren an das Einkommen fände ich sinnvoll. — Üniversite harçlarının gelire göre ayarlanmasını mantıklı bulurum. |
| 35 | die Anregung (öneri, fikir) Vielen Dank für Ihre Anregungen zur Gestaltung des Deutschkurses. — Almanca kursunun düzenlenmesine yönelik önerileriniz için teşekkür ederim. |
| 36 | (sich) anschauen (bakmak, incelemek) Schau dir die Wohnung bitte vor der Entscheidung genau an. — Karar vermeden önce lütfen evi dikkatlice incele. |
| 37 | anscheinend (görünüşe göre, anlaşılan) Anscheinend fällt der Zug aus, deshalb nehmen wir den Bus. — Anlaşılan tren seferi iptal olmuş, bu yüzden otobüse biniyoruz. |
| 38 | anschließend (ardından, daha sonra) Zuerst besprechen wir die Vorteile, anschließend diskutieren wir die Nachteile. — Önce avantajları ele alıyoruz, ardından dezavantajları tartışıyoruz. |
| 39 | ansonsten (bunun dışında; aksi takdirde) Die Wohnung ist klein, ansonsten gefällt sie mir sehr gut. — Ev küçük, bunun dışında çok hoşuma gidiyor. |
| 40 | der Ansprechpartner (iletişim kurulacak kişi, ilgili kişi) Wer ist mein Ansprechpartner, wenn ich Fragen zum Mietvertrag habe? — Kira sözleşmesiyle ilgili sorularım olursa kiminle iletişim kurmalıyım? |
| 41 | anspruchsvoll (zorlayıcı, yüksek beceri gerektiren) Ich finde die Ausbildung anspruchsvoll, besonders die praktischen Prüfungen. — Mesleki eğitim bence zorlayıcı, özellikle de uygulamalı sınavlar. |
| 42 | (sich) anstecken (bulaştırmak; hastalık kapmak) Im Wohnheim steckte Anna ihre Mitbewohnerin mit einer Erkältung an. — Anna yurtta soğuk algınlığını oda arkadaşına bulaştırdı. |
| 43 | anstehen (gündemde olmak, yapılmayı beklemek; sırada beklemek) Welche Prüfungen stehen bei dir in diesem Semester an? — Bu dönem hangi sınavların var? |
| 44 | anstelle (yerine) Anstelle des Autos nutzen wir für kurze Wege das Fahrrad. — Kısa mesafelerde araba yerine bisiklet kullanıyoruz. |
| 45 | der Anteil (pay, hisse) Der Anteil der Miete an meinem Einkommen ist zu hoch. — Gelirimin çok büyük bir kısmı kiraya gidiyor. |
| 46 | der Antrittstermin (işe başlama tarihi) Können wir den Antrittstermin auf Anfang November verschieben? — İşe başlama tarihini kasım başına erteleyebilir miyiz? |
| 47 | die Arbeitskraft (çalışan, işçi; çalışma gücü) Für die neue Filiale sucht das Unternehmen zusätzliche Arbeitskräfte. — Şirket yeni şubesi için ek personel arıyor. |
| 48 | die Arbeitszeiterfassung (çalışma saatlerinin kaydı) Bei der Arbeitszeiterfassung müssen wir auch unsere Pausen eintragen. — Çalışma saatlerimizi kaydederken molalarımızı da girmemiz gerekiyor. |
| 49 | das Argument (gerekçe, argüman) Bequemlichkeit ist für mich das wichtigste Argument für bargeldloses Bezahlen. — Bence nakitsiz ödemenin en önemli gerekçesi kullanım kolaylığı. |
| 50 | ärztlich (tıbbi, doktora ait) Für die Anmeldung zum Sportkurs brauche ich eine ärztliche Bescheinigung. — Spor kursuna kayıt için doktor raporu gerekiyor. |
| 51 | der Aspekt (yön, husus) Bei der Wohnungssuche ist die Nähe zur Arbeit ein wichtiger Aspekt. — Ev ararken işe yakın olması önemli bir husus. |
| 52 | die Atmosphäre (atmosfer, ortam, hava) Die Atmosphäre im Sprachkurs war freundlich, deshalb fühlte ich mich wohl. — Dil kursunun ortamı sıcaktı, bu yüzden kendimi rahat hissettim. |
| 53 | attraktiv (çekici, cazip) Für mich macht die persönliche Betreuung diese Hochschule besonders attraktiv. — Öğrencilere bireysel destek verilmesi bence bu üniversiteyi özellikle cazip kılıyor. |
| 54 | auf Auftrag (sipariş üzerine) Die Werkstatt fertigt diese Schränke nur auf Auftrag an. — Atölye bu dolapları yalnızca sipariş üzerine üretiyor. |
| 55 | der Aufbau (kurulum, montaj; yapı, düzen) Beim Aufbau der neuen Möbel helfen uns die Nachbarn. — Komşular yeni mobilyaları monte ederken bize yardım ediyor. |
| 56 | aufbauen (kurmak, oluşturmak; inşa etmek) Im Sportverein bauen wir Kontakte zu unseren neuen Nachbarn auf. — Spor kulübünde yeni komşularımızla ilişki kuruyoruz. |
| 57 | aufbewahren (saklamak, muhafaza etmek) Immer mehr Haushalte bewahren ihre Unterlagen ausschließlich digital auf. — Giderek daha fazla hane belgelerini yalnızca dijital ortamda saklıyor. |
| 58 | aufgrund (nedeniyle, dolayısıyla) Aufgrund des schlechten Wetters verschieben wir den Ausflug auf Sonntag. — Kötü hava nedeniyle geziyi pazar gününe erteliyoruz. |
| 59 | aufheben (saklamak; iptal etmek, kaldırmak) Bitte heben Sie den Beleg für die Rückgabe auf. — Lütfen ürünü iade edebilmek için fişi saklayın. |
| 60 | die Aufmerksamkeit (dikkat, ilgi) Ich lenke Ihre Aufmerksamkeit zunächst auf die Folgen von Bewegungsmangel. — Önce hareketsizliğin sonuçlarına dikkatinizi çekiyorum. |
| 61 | aufrichtig (içten, samimi) Ich bedaure aufrichtig, dass ich Ihren Vortrag verpasst habe. — Sunumunuzu kaçırdığım için içtenlikle üzgünüm. |
| 62 | aufstellen (kurmak, yerleştirmek; hazırlamak) Im Gemeinschaftsgarten stellen wir eine Bank für alle Bewohner auf. — Ortak bahçeye tüm bina sakinleri için bir bank yerleştiriyoruz. |
| 63 | der Auftakt (başlangıç, açılış) Zum Auftakt meines Vortrags möchte ich Ihnen eine Frage stellen. — Sunumuma başlarken size bir soru sormak istiyorum. |
| 64 | aufwachsen (büyümek, yetişmek) Meine Kinder wachsen mit zwei Sprachen in Berlin auf. — Çocuklarım Berlin’de iki dille büyüyor. |
| 65 | der Aufwand (emek, çaba; masraf) Der Aufwand für gesundes Kochen lohnt sich meiner Meinung nach. — Bence sağlıklı yemek yapmak harcanan emeğe değer. |
| 66 | aufwendig (çok emek gerektiren, zahmetli) Frisch zu kochen ist aufwendig, aber für mich lohnt es sich. — Taze yemek hazırlamak zahmetli ama bence buna değer. |
| 67 | ausarbeiten (ayrıntılı olarak hazırlamak) Unsere Lerngruppe arbeitet einen Plan für die gemeinsame Prüfungsvorbereitung aus. — Çalışma grubumuz sınava birlikte hazırlanmak için ayrıntılı bir plan çıkarıyor. |
| 68 | ausbauen (genişletmek, geliştirmek) Durch regelmäßige Gespräche baue ich meine Deutschkenntnisse Schritt für Schritt aus. — Düzenli konuşmalarla Almanca bilgimi adım adım geliştiriyorum. |
| 69 | Ausbildung abschließen (mesleki eğitimi tamamlamak) Elif schließt ihre Ausbildung im Sommer erfolgreich ab. — Elif yazın mesleki eğitimini başarıyla tamamlayacak. |
| 70 | Ausbildung machen (mesleki eğitim almak) Mein Bruder hat eine Ausbildung zum Elektriker gemacht. — Erkek kardeşim elektrikçilik eğitimi aldı. |
| 71 | ausdrücklich (açıkça, özellikle) Die Vermieterin erlaubt ausdrücklich, dass wir das Zimmer untervermieten. — Ev sahibi odayı başkasına kiralamamıza açıkça izin veriyor. |
| 72 | die Ausfertigung (resmî nüsha) Bitte schicken Sie mir eine unterschriebene Ausfertigung des Mietvertrags. — Lütfen kira sözleşmesinin imzalı bir nüshasını gönderin. |
| 73 | ausführen (yapmak, yürütmek, uygulamak) Der Elektriker führt den Auftrag noch vor unserem Einzug aus. — Elektrikçi taşınmamızdan önce işi yapacak. |
| 74 | ausführlich (ayrıntılı) Können Sie mir die Bedingungen des Mietvertrags bitte ausführlich erklären? — Kira sözleşmesinin koşullarını ayrıntılı olarak açıklayabilir misiniz? |
| 75 | die Ausführung (yürütme, uygulama; model, tip) Bei der Ausführung des Auftrags achten wir besonders auf Ihre Wünsche. — İşi yaparken isteklerinize özellikle dikkat ediyoruz. |
| 76 | der Ausgleich (denge; telafi, karşılık) Sport bietet mir einen guten Ausgleich zur Arbeit am Computer. — Spor, bilgisayar başında çalışmama iyi bir denge oluşturuyor. |
| 77 | ausgleichen (dengelemek, telafi etmek) Wir gleichen die höheren Fahrtkosten durch günstigere Unterkünfte aus. — Artan ulaşım masraflarını daha ucuz konaklama yerleriyle dengeliyoruz. |
| 78 | die Aushilfe (geçici çalışan, yardımcı eleman) Die Bäckerei sucht eine Aushilfe für den Verkauf am Wochenende. — Fırın, hafta sonları satışta çalışacak bir yardımcı eleman arıyor. |
| 79 | der Aushilfsjob (geçici iş) Ein Aushilfsjob im Café hilft mir, das Studium zu finanzieren. — Kafedeki geçici işim üniversite masraflarını karşılamama yardımcı oluyor. |
| 80 | aushilfsweise (geçici olarak, yardımcı olarak) Während des Studiums habe ich aushilfsweise im Hotel gearbeitet. — Üniversitedeyken otelde geçici olarak çalıştım. |
| 81 | (sich) auskennen mit (bilgi sahibi olmak, iyi anlamak) Kennst du dich mit den Formularen für die Anmeldung aus? — Kayıt için gereken formları iyi biliyor musun? |
| 82 | ausleben (doya doya yaşamak, özgürce ortaya koymak) Beim Malen lebe ich meine Kreativität ganz ohne Leistungsdruck aus. — Resim yaparken başarılı olma baskısı hissetmeden yaratıcılığımı özgürce ortaya koyuyorum. |
| 83 | ausnahmsweise (istisnai olarak, bu seferlik) Ausnahmsweise dürfen Sie heute von zu Hause aus arbeiten. — Bu seferlik bugün evden çalışabilirsiniz. |
| 84 | sich äußern (görüş bildirmek, bir konuda konuşmak) Zu den neuen Mensapreisen äußern sich viele Studierende kritisch. — Birçok üniversite öğrencisi yemekhanenin yeni fiyatları hakkında eleştirel görüş bildiriyor. |
| 85 | ausstatten (donatmak) Die Schule stattet alle Klassenräume mit neuen Computern aus. — Okul tüm sınıfları yeni bilgisayarlarla donatıyor. |
| 86 | die Ausstattung (donanım, teçhizat) Zur Ausstattung der Wohnung gehören eine Waschmaschine und ein Herd. — Dairenin donanımına çamaşır makinesi ve ocak dâhil. |
| 87 | ausstellen (düzenlemek, vermek; sergilemek) Die Ärztin stellt mir eine Bescheinigung für die Universität aus. — Doktor, üniversiteye vermem için bana bir belge düzenliyor. |
| 88 | der Austausch (değişim, takas; fikir alışverişi) Der Austausch gebrauchter Bücher spart Geld und schont die Umwelt. — Kullanılmış kitapları takas etmek para tasarrufu sağlar ve çevreyi korur. |
| 89 | ausverkauft (tükenmiş, tamamen satılmış) Die günstigsten Tickets für das Fußballspiel sind bereits ausverkauft. — Futbol maçının en ucuz biletleri çoktan tükenmiş. |
| 90 | die Auswahl (seçenekler, çeşitlilik; seçim) Ich wünsche mir eine größere Auswahl an frischem Gemüse. — Taze sebze çeşitlerinin daha fazla olmasını isterdim. |
| 91 | auswerten (değerlendirmek, analiz etmek) Nach dem Kurs werten wir die Rückmeldungen der Teilnehmer aus. — Kurstan sonra katılımcıların geri bildirimlerini değerlendiriyoruz. |
| 92 | sich auswirken auf (etkilemek, etkisi olmak) Lange Arbeitswege wirken sich negativ auf das Familienleben aus. — İşe gidip gelirken yolda çok zaman geçirmek aile hayatını olumsuz etkiler. |
“B” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 93 | die Backware (unlu mamul) Die Bäckerei verkauft ihre Backwaren kurz vor Feierabend günstiger. — Fırın, kapanıştan kısa süre önce unlu mamullerini daha ucuza satıyor. |
| 94 | die Basis (temel, esas) Auf welcher Basis werden die Studiengebühren für das nächste Semester berechnet? — Gelecek dönemin üniversite harçları neye göre hesaplanıyor? |
| 95 | der Bedarf (ihtiyaç, gereksinim) Bei großem Bedarf an bezahlbaren Wohnungen sollte man leerstehende Gebäude nutzen. — Uygun fiyatlı konut ihtiyacı yüksekse boş binalar da değerlendirilmeli. |
| 96 | bedauerlich (üzücü, esef verici) Ich finde es bedauerlich, dass Sie nicht am Ausflug teilnehmen können. — Geziye katılamayacak olmanızı üzücü buluyorum. |
| 97 | die Bedienung (kullanım, çalıştırma; servis, hizmet) Soll ich dir die Bedienung der neuen Lernplattform erklären? — Yeni öğrenme platformunun nasıl kullanıldığını anlatayım mı? |
| 98 | befristet (süreli, belirli süreyle sınırlı) Befristete Mietverträge bieten meiner Meinung nach zu wenig Sicherheit. — Bence süreli kira sözleşmeleri çok az güvence sağlıyor. |
| 99 | begrenzt (sınırlı, kısıtlı) Die Plätze sind begrenzt, deshalb melden wir uns früh an. — Kontenjan sınırlı olduğu için erken kayıt oluyoruz. |
| 100 | die Begrüßung (selamlama, karşılama) Zur Begrüßung bietet die Kursleiterin allen Teilnehmern einen Tee an. — Eğitmen katılımcıları karşılarken hepsine çay ikram ediyor. |
| 101 | die Behandlung (tedavi; davranma, ele alma) Während der Behandlung erklärt die Ärztin jeden Schritt ganz genau. — Doktor tedavi sırasında her adımı ayrıntılı olarak açıklıyor. |
| 102 | beherrschen (iyi bilmek, hâkim olmak) Für das Studium müssen Sie Deutsch in Wort und Schrift beherrschen. — Üniversite eğitimi için Almancayı sözlü ve yazılı olarak iyi bilmeniz gerekiyor. |
| 103 | beifügen (eklemek, iliştirmek) Fügen Sie dem Antrag auf Studienförderung bitte einen Einkommensnachweis bei. — Lütfen öğrenim desteği başvurusuna gelir belgesi ekleyin. |
| 104 | beinhalten (içermek, kapsamak) Der Mietvertrag beinhaltet auch die Kosten für die Reinigung. — Kira sözleşmesi temizlik masraflarını da kapsıyor. |
| 105 | beispielsweise (örneğin, mesela) Für kurze Wege nutze ich beispielsweise das Fahrrad statt des Autos. — Örneğin kısa mesafelerde araba yerine bisiklet kullanıyorum. |
| 106 | beitragen (katkıda bulunmak) Gemeinsame Mahlzeiten tragen meiner Meinung nach zu einem besseren Zusammenleben bei. — Bence birlikte yemek yemek daha iyi anlaşmamıza katkı sağlıyor. |
| 107 | der Beleg (fiş, makbuz; kanıt) Bitte heben Sie den Beleg auf, falls Sie die Ware umtauschen möchten. — Ürünü değiştirmek isterseniz lütfen fişi saklayın. |
| 108 | (sich) bemühen um (elde etmeye çalışmak, çaba göstermek) Emre bemüht sich um einen Praktikumsplatz in einem Krankenhaus. — Emre bir hastanede staj yeri bulmaya çalışıyor. |
| 109 | bereiten (yaratmak, yol açmak; hazırlamak) Die neue Lernplattform bereitet einigen Teilnehmern noch Probleme. — Yeni öğrenme platformu bazı katılımcılar için hâlâ sorun yaratıyor. |
| 110 | bereitstehen (hazır bulunmak, kullanıma hazır olmak) Am Flughafen steht ein Bus für die Hotelgäste bereit. — Havaalanında otel misafirleri için bir otobüs hazır bekliyor. |
| 111 | bereitstellen (sağlamak, hazır bulundurmak, temin etmek) Die Bibliothek stellt ihren Besuchern kostenlose Arbeitsplätze mit Internet bereit. — Kütüphane ziyaretçilerine ücretsiz, internet bağlantılı çalışma alanları sunuyor. |
| 112 | berücksichtigen (dikkate almak, göz önünde bulundurmak) Bei der Planung berücksichtigen wir auch die Wünsche der Eltern. — Planlama yaparken velilerin isteklerini de dikkate alıyoruz. |
| 113 | der berufliche Werdegang (mesleki geçmiş, kariyer geçmişi) Bitte beschreiben Sie Ihren beruflichen Werdegang im Bewerbungsgespräch kurz. — Lütfen iş görüşmesinde mesleki geçmişinizi kısaca anlatın. |
| 114 | das Berufsfeld (meslek alanı) Im Berufsfeld Pflege gibt es verschiedene Möglichkeiten für eine Ausbildung. — Bakım alanında mesleki eğitim için çeşitli seçenekler var. |
| 115 | die Bescheinigung (belge, resmî belge) Für den Antrag brauche ich eine Bescheinigung über mein Einkommen. — Başvuru için gelirimi gösteren bir belgeye ihtiyacım var. |
| 116 | die Beschwerde (şikâyet) Elif schreibt eine Beschwerde, weil die neue Waschmaschine undicht ist. — Elif yeni çamaşır makinesi su sızdırdığı için yazılı şikâyette bulunuyor. |
| 117 | die Besonderheit (özellik, ayırt edici nitelik) Eine Besonderheit dieser Wohnung ist der direkte Zugang zum Garten. — Bu evin ayırt edici bir özelliği bahçeye doğrudan çıkışının olması. |
| 118 | besorgt (endişeli, kaygılı) Ayşe ist besorgt um ihre Mutter, die allein wohnt. — Ayşe yalnız yaşayan annesi için endişeleniyor. |
| 119 | der Bestellschein (sipariş formu) Auf dem Bestellschein fehlt noch die Lieferadresse des Kunden. — Sipariş formunda müşterinin teslimat adresi hâlâ eksik. |
| 120 | die Bestellung (sipariş) Können Sie die Bestellung noch vor dem Versand ändern? — Siparişi kargoya verilmeden önce değiştirebilir misiniz? |
| 121 | Bestellung aufgeben (sipariş vermek) Geben wir die Bestellung für unser Sofa doch gemeinsam auf! — Kanepemizin siparişini birlikte verelim! |
| 122 | Bestellung aufnehmen (sipariş almak) Die Kellnerin nimmt unsere Bestellung auf und fragt nach Getränken. — Garson siparişimizi alıyor ve ne içeceğimizi soruyor. |
| 123 | der Besucher (ziyaretçi) Besucher melden sich bitte zuerst am Empfang der Klinik. — Ziyaretçiler lütfen önce kliniğin danışmasına başvursun. |
| 124 | betonen (vurgulamak) Ich betone nochmals, dass nicht jeder allein wohnen möchte. — Herkesin yalnız yaşamak istemediğini bir kez daha vurguluyorum. |
| 125 | betrachten (incelemek, gözden geçirmek) Betrachten wir zunächst die Vor- und Nachteile eines Auslandssemesters. — Önce yurt dışında bir dönem okumanın avantajlarını ve dezavantajlarını inceleyelim. |
| 126 | betragen (tutmak, olmak) Die Gebühr für den Kurs beträgt hundert Euro. — Kurs ücreti yüz avro. |
| 127 | bevorzugen (tercih etmek) Viele Reisende bevorzugen den Zug, weil er umweltfreundlicher ist. — Birçok yolcu çevreye daha az zarar verdiği için treni tercih ediyor. |
| 128 | sich bewähren (kendini kanıtlamak, işe yaradığı görülmek) Als Tutorin hat sich Elif bei schwierigen Fragen bewährt. — Elif, öğrenci asistanı olarak zor sorularda kendini kanıtladı. |
| 129 | bewältigen (üstesinden gelmek, başa çıkmak) Gemeinsam bewältigen wir den Stress während der Prüfungszeit besser. — Sınav dönemindeki stresle birlikte daha iyi başa çıkıyoruz. |
| 130 | (sich) bewerben (işe başvurmak, başvuru yapmak) Lukas bewirbt sich bei einer Pflegeeinrichtung um eine Ausbildungsstelle. — Lukas bir bakım kurumunda mesleki eğitim almak için başvuruyor. |
| 131 | die Bewertung (değerlendirme, yorum) Nach dem Hotelaufenthalt hat Mehmet eine ehrliche Bewertung geschrieben. — Mehmet otelde kaldıktan sonra dürüst bir yorum yazdı. |
| 132 | bewusst (bilinçli, kasıtlı; farkında) Beim Einkaufen entscheiden wir uns bewusst für weniger Verpackung. — Alışverişte bilinçli olarak daha az ambalajlı ürünleri seçiyoruz. |
| 133 | beziehungsweise (daha doğrusu; ya da) Wir treffen uns an der Uni, beziehungsweise vor der Bibliothek. — Üniversitede, daha doğrusu kütüphanenin önünde buluşuyoruz. |
| 134 | bezüglich (ile ilgili olarak, hakkında) Bezüglich Ihres Antrags benötigen wir noch eine Kopie des Zeugnisses. — Başvurunuzla ilgili olarak diploma fotokopisi de gerekiyor. |
| 135 | bilden (oluşturmak, meydana getirmek) Für das gemeinsame Projekt bilden wir heute drei kleine Gruppen. — Ortak proje için bugün üç küçük grup oluşturuyoruz. |
| 136 | die Bildung (eğitim, öğrenim) Gute Bildung sollte unabhängig vom Einkommen der Eltern zugänglich sein. — İyi eğitim, ebeveynlerin gelirinden bağımsız olarak herkes için erişilebilir olmalı. |
| 137 | bisherig (şimdiye kadarki, önceki) Meine bisherigen Erfahrungen helfen mir, neue Lernmethoden kritisch zu bewerten. — Şimdiye kadarki deneyimlerim yeni öğrenme yöntemlerini eleştirel bir gözle değerlendirmeme yardımcı oluyor. |
| 138 | breit (geniş, enli) Ist der Flur breit genug für den Kinderwagen? — Koridor bebek arabası için yeterince geniş mi? |
| 139 | die Buchhaltung (muhasebe) Jede Rechnung wird vor der Überweisung von der Buchhaltung geprüft. — Her fatura, ödeme yapılmadan önce muhasebe tarafından kontrol ediliyor. |
| 140 | die Buchung (rezervasyon; muhasebe kaydı) Bitte bestätigen Sie die Buchung unseres Zimmers bis morgen. — Lütfen oda rezervasyonumuzu yarına kadar onaylayın. |
| 141 | die Büroklammer (ataş) Mit einer Büroklammer befestigt Anna den Beleg am Formular. — Anna, makbuzu bir ataşla forma tutturuyor. |
“C” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 142 | chemisch (kimyasal) Dieses Putzmittel enthält viele chemische Stoffe. — Bu temizlik ürünü birçok kimyasal madde içeriyor. |
“D” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 143 | dadurch (bu sayede, bu yolla; bu yüzden) Wir teilen uns ein Auto und sparen dadurch jeden Monat Geld. — Bir arabayı ortak kullanıyoruz ve bu sayede her ay tasarruf ediyoruz. |
| 144 | daraufhin (bunun üzerine, bunun ardından) Der Zug fiel aus; daraufhin nahm Anna den Bus. — Tren seferi iptal oldu; bunun üzerine Anna otobüse bindi. |
| 145 | darüber hinaus (ayrıca, bunun ötesinde) Der Kurs bietet Sprachübungen und darüber hinaus Hilfe bei Bewerbungen. — Kursta dil alıştırmalarının yanı sıra iş başvuruları için de destek veriliyor. |
| 146 | dauerhaft (kalıcı, sürekli) Ein Handyverbot löst meiner Meinung nach Konzentrationsprobleme nicht dauerhaft. — Bence telefon yasağı odaklanma sorunlarına kalıcı bir çözüm getirmiyor. |
| 147 | Daumen drücken (şans dilemek) Für deine Führerscheinprüfung drücken wir dir die Daumen. — Ehliyet sınavın için sana şans diliyoruz. |
| 148 | davor (ondan önce; onun önünde) Am Freitag habe ich meine Prüfung; davor übe ich noch einmal. — Cuma günü sınavım var; öncesinde bir kez daha alıştırma yapacağım. |
| 149 | defekt (bozuk, arızalı) Der Aufzug ist defekt, deshalb nehmen wir heute die Treppe. — Asansör bozuk, bu yüzden bugün merdivenleri kullanıyoruz. |
| 150 | definitiv (kesinlikle; kesin) Für den Umzug brauche ich definitiv Hilfe von meinen Freunden. — Taşınmak için arkadaşlarımın yardımına kesinlikle ihtiyacım var. |
| 151 | die Dekoration (dekorasyon, süsleme) Für die Dekoration unserer Wohnung bevorzuge ich Pflanzen statt Plastikblumen. — Evimizin dekorasyonunda plastik çiçekler yerine bitkileri tercih ediyorum. |
| 152 | dementsprechend (buna uygun olarak, buna göre) Morgen erwarten wir viele Gäste und kaufen dementsprechend mehr Brot. — Yarın çok misafir bekliyoruz ve buna göre daha fazla ekmek alıyoruz. |
| 153 | demnächst (yakında, yakın zamanda) Demnächst bietet unsere Schule auch Sprachkurse am Wochenende an. — Okulumuz yakında hafta sonları da dil kursları açacak. |
| 154 | dennoch (yine de, buna rağmen) Die Wohnung ist klein, dennoch bietet sie genug Platz für uns. — Ev küçük, yine de bize yetecek kadar alanı var. |
| 155 | derzeit (şu anda, hâlen) Derzeit suche ich eine Wohnung in der Nähe meiner Arbeitsstelle. — Şu anda iş yerime yakın bir ev arıyorum. |
| 156 | das Design (tasarım) Das neue Design der Webseite erleichtert die Suche nach Kursen. — İnternet sitesinin yeni tasarımı, kurs aramayı kolaylaştırıyor. |
| 157 | das Detail (ayrıntı) Bitte prüfen Sie jedes Detail, bevor Sie den Mietvertrag unterschreiben. — Lütfen kira sözleşmesini imzalamadan önce her ayrıntıyı kontrol edin. |
| 158 | detailliert (ayrıntılı) Können Sie mir bitte einen detaillierten Plan für den Umbau schicken? — Tadilat için ayrıntılı bir plan gönderebilir misiniz? |
| 159 | das Diensthandy (iş telefonu) Nach Feierabend schalte ich mein Diensthandy aus. — Mesai bitince iş telefonumu kapatıyorum. |
| 160 | die Dienstleistung (hizmet) Digitale Dienstleistungen erleichtern Zahlungen, können aber persönliche Beratung nicht ersetzen. — Dijital hizmetler ödemeleri kolaylaştırıyor ama kişisel danışmanlığın yerini tutamıyor. |
| 161 | die Dienstreise (iş seyahati) Während meiner Dienstreise übernimmt meine Kollegin die Beratung der Kunden. — İş seyahatim sırasında müşteri danışmanlığını iş arkadaşım üstleniyor. |
| 162 | diesjährig (bu yılki) Das diesjährige Seminar behandelt die Finanzierung des Studiums. — Bu yılki seminerde üniversite eğitiminin finansmanı ele alınıyor. |
| 163 | die Digitalisierung (dijitalleşme) Durch die Digitalisierung können wir viele Anträge von zu Hause stellen. — Dijitalleşme sayesinde birçok başvuruyu evden yapabiliyoruz. |
| 164 | dringend (acil, acilen) Wegen starker Schmerzen bitte ich dringend um einen früheren Termin. — Şiddetli ağrılarım olduğu için acilen daha erken bir randevu rica ediyorum. |
| 165 | drohen (olma tehlikesi bulunmak; tehdit etmek) Wegen der Bauarbeiten drohen den Fahrgästen längere Wartezeiten. — İnşaat çalışmaları nedeniyle yolcular daha uzun süre beklemek zorunda kalabilir. |
| 166 | durchaus (pekâlâ, kesinlikle) Ein Sprachkurs am Abend ist auch mit Kindern durchaus möglich. — Çocuk sahibi olsanız da akşam dil kursuna gitmeniz pekâlâ mümkün. |
| 167 | durchführen (uygulamak, gerçekleştirmek, yapmak) Im nächsten Monat führen wir eine Umfrage zum Onlineunterricht durch. — Önümüzdeki ay çevrim içi derslerle ilgili bir anket yapıyoruz. |
| 168 | (sich) durchsetzen (kendini kabul ettirmek, üstün gelmek; kabul ettirmek) Mit guten Argumenten setzt sich Elif in der Diskussion durch. — Elif tartışmada sağlam gerekçeler sunarak görüşünü kabul ettiriyor. |
“E” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 169 | die Einarbeitung (işe alışma süreci, işe uyum eğitimi) Während der Einarbeitung zeigt mir Lukas, wie das Bestellsystem funktioniert. — İşe uyum eğitimi sırasında Lukas bana sipariş sisteminin nasıl çalıştığını gösteriyor. |
| 170 | der Einblick (fikir edinme, içyüzünü görme) Das Praktikum hat mir einen guten Einblick in den Beruf gegeben. — Staj bana bu meslek hakkında iyi bir fikir verdi. |
| 171 | eindringlich (ısrarla, önemle) Die Kursleiterin warnt eindringlich vor falschen Informationen im Internet. — Eğitmen internetteki yanlış bilgilere karşı önemle uyarıyor. |
| 172 | einfallsreich (yaratıcı, buluşçu) Deine Idee mit dem Regal war echt einfallsreich! — Rafla ilgili fikrin gerçekten yaratıcıydı! |
| 173 | das Einfühlungsvermögen (empati yeteneği, anlayış) In einer Freundschaft ist Einfühlungsvermögen wichtiger als ständige Ratschläge. — Bir arkadaşlıkta empati, sürekli öğüt vermekten daha önemli. |
| 174 | eingehen (ulaşmak, gelmek; bir konuya değinmek) Ihre Zahlung geht voraussichtlich morgen auf unserem Konto ein. — Ödemenizin yarın hesabımıza geçmesi bekleniyor. |
| 175 | einhalten (uymak, yerine getirmek) Bitte halten Sie die Frist für die Anmeldung ein. — Lütfen kayıt için belirlenen süreye uyun. |
| 176 | einholen (almak, edinmek) Vor dem Umzug holen wir Angebote von mehreren Firmen ein. — Taşınmadan önce birkaç firmadan teklif alıyoruz. |
| 177 | die Einigung (anlaşma, uzlaşma) Können wir eine Einigung über die Aufteilung der Mietkosten erzielen? — Kira masraflarının paylaşımı konusunda anlaşmaya varabilir miyiz? |
| 178 | der Einrichtungsgegenstand (ev eşyası, mobilya) Vor dem Umzug verschenken wir einige Einrichtungsgegenstände an unsere Nachbarn. — Taşınmadan önce bazı ev eşyalarımızı komşularımıza veriyoruz. |
| 179 | der Einsatz (kullanım; çaba, gayret) Der Einsatz von Tablets erleichtert den Unterricht für Erwachsene. — Tablet kullanımı yetişkinlere yönelik dersleri kolaylaştırıyor. |
| 180 | einschätzen (değerlendirmek, tahmin etmek) Wie schätzen Sie meine Chancen auf dem Arbeitsmarkt ein? — İş piyasasındaki şansımı nasıl değerlendiriyorsunuz? |
| 181 | einsehen (anlamak, kabul etmek; incelemek) Nach dem Gespräch sah Mehmet seinen Fehler endlich ein. — Mehmet konuşmadan sonra sonunda hatasını kabul etti. |
| 182 | einsortieren (yerine yerleştirmek, düzenleyerek yerleştirmek) Wir sortieren die Bücher nach Themen ins Regal ein. — Kitapları konularına göre rafa yerleştiriyoruz. |
| 183 | die Einstellung (tutum, yaklaşım; işe alım) Eine positive Einstellung zum Lernen hilft auch bei schwierigen Aufgaben. — Öğrenmeye olumlu yaklaşmak zor işlerde de yardımcı olur. |
| 184 | die Elektronik (elektronik) Die Elektronik im Drucker funktioniert nach der Reparatur wieder. — Yazıcının elektronik sistemi tamirden sonra yeniden çalışıyor. |
| 185 | die Elektronikbranche (elektronik sektörü) Nach seiner Ausbildung möchte Emre in der Elektronikbranche arbeiten. — Emre mesleki eğitiminden sonra elektronik sektöründe çalışmak istiyor. |
| 186 | die Empathie (empati) Die Beraterin zeigt Empathie, wenn Eltern von ihren Sorgen erzählen. — Anne babalar kaygılarını anlatırken danışman empati gösteriyor. |
| 187 | empfehlen (tavsiye etmek, önermek) Welche Gerichte empfehlen Sie mir für eine ausgewogene Ernährung? — Dengeli beslenmek için hangi yemekleri önerirsiniz? |
| 188 | enorm (muazzam, çok büyük) In großen Städten sind die Kosten für Wohnraum enorm. — Büyük şehirlerde konut masrafları çok yüksek. |
| 189 | entfernt (uzak) Die Praxis ist nur wenige Minuten vom Bahnhof entfernt. — Muayenehane tren istasyonundan sadece birkaç dakika uzaklıkta. |
| 190 | entgegen (aksine, karşı) Entgegen dem Mietvertrag verlangt der Vermieter plötzlich zusätzliche Gebühren. — Ev sahibi kira sözleşmesine aykırı olarak birden ek ücretler istiyor. |
| 191 | entgegennehmen (teslim almak, kabul etmek) Meine Nachbarin nimmt das Paket entgegen, während ich arbeite. — İşteyken komşum paketi teslim alıyor. |
| 192 | entnehmen (öğrenmek, anlamak; almak) Die genauen Kurszeiten entnehmen Sie bitte dem Plan im Anhang. — Lütfen derslerin kesin saatlerini ekteki programdan öğrenin. |
| 193 | die Entschädigung (tazminat) Wegen der Zugverspätung habe ich eine Entschädigung beantragt. — Trenin gecikmesi nedeniyle tazminat başvurusunda bulundum. |
| 194 | Entscheidung treffen (karar vermek) Nach dem Vergleich der Mietkosten treffen wir gemeinsam eine Entscheidung. — Kira masraflarını karşılaştırdıktan sonra birlikte karar vereceğiz. |
| 195 | entsprechen (uymak, karşılamak, denk gelmek) Die Seminarzeiten entsprechen leider nicht den Bedürfnissen von Studierenden mit Kindern. — Seminer saatleri ne yazık ki çocuklu öğrencilerin ihtiyaçlarına uymuyor. |
| 196 | entsprechend (uygun, karşılık gelen; uyarınca) Für die Bewerbung brauchen Sie die entsprechenden Nachweise Ihrer Ausbildung. — Başvuru için eğitiminizi gösteren ilgili belgeler gerekiyor. |
| 197 | entwerfen (tasarlamak, taslağını hazırlamak) Für das Kulturfest entwarf Anna ein Plakat mit mehrsprachigen Texten. — Anna kültür festivali için çok dilli metinler içeren bir afiş tasarladı. |
| 198 | entwickeln (geliştirmek) Heute erkläre ich, wie wir eine App zum gemeinsamen Lernen entwickeln. — Bugün birlikte öğrenmeye yönelik bir uygulamayı nasıl geliştirdiğimizi anlatacağım. |
| 199 | der Entwurf (taslak) Könnten Sie mir kurz Rückmeldung zum Entwurf meiner Präsentation geben? — Sunum taslağımla ilgili kısaca geri bildirim verebilir misiniz? |
| 200 | erarbeiten (çalışarak hazırlamak, geliştirmek) Unser Team hat gemeinsam einen neuen Plan erarbeitet. — Ekibimiz birlikte yeni bir plan geliştirdi. |
| 201 | erfolgreich (başarılı, başarıyla) Mit regelmäßigem Üben habe ich die Sprachprüfung erfolgreich bestanden. — Düzenli çalışarak dil sınavını başarıyla geçtim. |
| 202 | erfragen (sorarak öğrenmek) Die aktuellen Öffnungszeiten erfragen Sie bitte direkt bei der Beratungsstelle. — Güncel çalışma saatlerini lütfen doğrudan danışma merkezine sorarak öğrenin. |
| 203 | die Ergänzung (ek, tamamlama, ilave) Als Ergänzung zum Sprachkurs höre ich Podcasts auf Deutsch. — Dil kursunu desteklemek için Almanca sesli yayınlar dinliyorum. |
| 204 | sich ergeben (ortaya çıkmak, doğmak) Aus dem Gespräch ergeben sich neue Möglichkeiten für meine Ausbildung. — Görüşme sayesinde mesleki eğitimim için yeni olanaklar ortaya çıkıyor. |
| 205 | erkranken (hastalanmak) Im Winter erkrankte Anna an einer Grippe und verpasste ihr Seminar. — Anna kışın gribe yakalandı ve seminerine katılamadı. |
| 206 | erläutern (açıklamak, izah etmek) Bitte erläutern Sie uns die Vorteile des neuen Kursplans. — Lütfen yeni ders programının avantajlarını bize açıklayın. |
| 207 | die Erläuterung (açıklama, izah) Vielen Dank für Ihre verständliche Erläuterung der neuen Regelung. — Yeni düzenlemeyi anlaşılır bir şekilde açıkladığınız için teşekkürler. |
| 208 | erledigen (halletmek, tamamlamak) Kannst du die Anmeldung erledigen, während ich die Unterlagen kopiere? — Ben belgelerin fotokopisini çekerken kayıt işini halledebilir misin? |
| 209 | die Ermittlung (tespit, belirleme; soruşturma) Zur Ermittlung der Kosten vergleichen wir mehrere Angebote für Sprachkurse. — Maliyeti belirlemek için birkaç dil kursunun tekliflerini karşılaştırıyoruz. |
| 210 | ermöglichen (mümkün kılmak, olanak sağlamak) Digitale Vorlesungen ermöglichen auch Eltern die Teilnahme am Studium. — Dijital dersler sayesinde ebeveynler de üniversitede öğrenim görebiliyor. |
| 211 | erneut (yeniden, tekrar) Entschuldigen Sie bitte, ich muss unseren Termin erneut verschieben. — Kusura bakmayın, randevumuzu yeniden ertelemem gerekiyor. |
| 212 | ernst nehmen (ciddiye almak) Ich nehme deine Kritik ernst, teile deine Meinung aber nur teilweise. — Eleştirini ciddiye alıyorum ama görüşüne yalnızca kısmen katılıyorum. |
| 213 | erreichbar (ulaşılabilir) Sind Sie morgen Vormittag unter dieser Nummer telefonisch erreichbar? — Yarın öğleden önce bu numaradan size telefonla ulaşabilir miyiz? |
| 214 | erscheinen (görünmek, ortaya çıkmak; yayımlanmak) Auf dem Bildschirm erscheint eine Meldung über ein neues Update. — Ekranda yeni bir güncellemeyle ilgili bildirim görünüyor. |
| 215 | ersparen (zahmetten kurtarmak, tasarruf ettirmek) Die Onlinebuchung erspart uns den langen Weg zum Reisebüro. — İnternetten rezervasyon yapınca seyahat acentesine kadar gitmemiz gerekmiyor. |
| 216 | erst einmal / erst mal (önce, ilk önce; şimdilik) Lass uns erst einmal die Kosten für den Umzug vergleichen. — Önce taşınma masraflarını karşılaştıralım. |
| 217 | erstattet bekommen (geri ödeme almak, masraf iadesi almak) Nach der Dienstreise bekomme ich die Fahrtkosten von meiner Firma erstattet. — İş seyahatinden sonra şirket yol masraflarımı geri ödüyor. |
| 218 | erstellen (hazırlamak, oluşturmak) Könnten Sie bitte bis Freitag eine Teilnehmerliste erstellen? — Cuma gününe kadar bir katılımcı listesi hazırlayabilir misiniz lütfen? |
| 219 | erwähnen (bahsetmek, söz etmek) Hat er erwähnt, wann er zurückkommt? — Ne zaman döneceğinden bahsetti mi? |
| 220 | erweitern (genişletmek, geliştirmek) Durch das Auslandssemester erweitere ich meine Kenntnisse über andere Kulturen. — Yurt dışında geçirdiğim dönem sayesinde diğer kültürler hakkındaki bilgilerimi geliştiriyorum. |
| 221 | erwerben (edinmek; satın almak) Im Auslandssemester habe ich wertvolle Kenntnisse über eine andere Kultur erworben. — Yurt dışında geçirdiğim dönemde başka bir kültür hakkında değerli bilgiler edindim. |
“F” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 222 | die Fahrtkosten (yol masrafları, ulaşım giderleri) Die Fahrtkosten zum Sprachkurs sind mit einer Monatskarte deutlich niedriger. — Aylık abonmanla dil kursuna gidiş geliş masrafları çok daha düşük. |
| 223 | fällig (vadesi gelen, ödenmesi gereken) Die erste Monatsmiete ist vor dem Einzug fällig. — İlk ayın kirasının taşınmadan önce ödenmesi gerekiyor. |
| 224 | familiär (ailevi; samimi, sıcak) Aus familiären Gründen kann ich am Freitag nicht am Kurs teilnehmen. — Ailevi nedenlerle cuma günü kursa katılamıyorum. |
| 225 | die Filiale (şube) In der Filiale können Kunden Geld einzahlen und sich beraten lassen. — Müşteriler şubede para yatırabilir ve danışmanlık alabilir. |
| 226 | filtern (filtrelemek, süzmek, ayıklamak) Die Software filtert unerwünschte Nachrichten und schützt unser Postfach. — Yazılım istenmeyen iletileri filtreleyerek posta kutumuzu koruyor. |
| 227 | die Finanzen (Pl.) (mali durum, para işleri) Vor dem Umzug bringen wir unsere Finanzen in Ordnung. — Taşınmadan önce mali durumumuzu düzene koyuyoruz. |
| 228 | die Finanzierung (finansman) Zur Finanzierung meines Studiums ziehe ich auch ein Stipendium in Betracht. — Üniversite öğrenimimin masraflarını karşılamak için burs seçeneğini de değerlendiriyorum. |
| 229 | das Fitnessstudio (spor salonu) Das Fitnessstudio bietet auch abends Kurse für Berufstätige an. — Spor salonu çalışanlar için akşamları da kurslar düzenliyor. |
| 230 | die Flexibilität (esneklik) Im Studium ist mir Flexibilität wichtiger als ein fester Stundenplan. — Üniversitede esneklik benim için sabit bir ders programından daha önemli. |
| 231 | das Fließband (üretim bandı) Am Fließband prüfen wir jedes Teil auf kleine Fehler. — Üretim bandında her parçada küçük kusurlar olup olmadığını kontrol ediyoruz. |
| 232 | der Fokus (odak) Dieses Jahr liegt unser Fokus auf neuen Kunden. — Bu yıl odak noktamız yeni müşteriler. |
| 233 | die Formalität (formalite, resmî işlem) Vor dem Praktikum müssen wir noch einige Formalitäten erledigen. — Stajdan önce birkaç resmî işlemi daha tamamlamamız gerekiyor. |
| 234 | formulieren (ifade etmek, metin oluşturmak) Formulieren Sie Ihre Bitte im Brief möglichst klar und freundlich. — Mektuptaki isteğinizi mümkün olduğunca açık ve nazik bir dille ifade edin. |
| 235 | die Formulierung (ifade, ifade biçimi) Die Formulierung finde ich treffend, aber dein Beispiel überzeugt mich nicht. — İfadeyi yerinde buluyorum ama verdiğin örnek beni ikna etmiyor. |
| 236 | der Fragebogen (anket formu, soru formu) Bitte füllen Sie den Fragebogen vor Ihrem ersten Beratungstermin aus. — Lütfen ilk danışmanlık randevunuzdan önce soru formunu doldurun. |
| 237 | der Friseursalon (kuaför salonu) Im Friseursalon vereinbare ich gleich einen Termin für nächste Woche. — Kuaför salonunda hemen gelecek hafta için randevu alıyorum. |
| 238 | frühestmöglich (mümkün olan en erken zamanda) Bitte teilen Sie uns frühestmöglich mit, ob Sie am Kurs teilnehmen. — Lütfen kursa katılıp katılmayacağınızı olabildiğince erken bildirin. |
| 239 | der Frust (bıkkınlık, hayal kırıklığı) Lange Wartezeiten beim Amt sorgen bei vielen Menschen für Frust. — Resmî dairelerde uzun süre beklemek birçok kişide bıkkınlık yaratıyor. |
| 240 | führen zu (yol açmak, neden olmak) Fehlende Pausen führen zu einer schlechteren Konzentration beim Lernen. — Mola vermemek, ders çalışırken konsantrasyonun düşmesine yol açıyor. |
| 241 | der Führerschein (ehliyet) Für den Mietwagen brauchen Sie einen gültigen Führerschein. — Araba kiralamak için geçerli bir ehliyetinizin olması gerekiyor. |
| 242 | die Funktion (işlev, görev) Welche Funktion hat dieser Knopf an der Waschmaschine? — Çamaşır makinesindeki bu düğme ne işe yarıyor? |
“G” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 243 | die Garderobe (vestiyer; giysiler) An der Garderobe können Sie Ihre Jacke vor dem Konzert abgeben. — Konserden önce ceketinizi vestiyere bırakabilirsiniz. |
| 244 | der Gebrauch (kullanım) Bitte lesen Sie die Anleitung vor dem ersten Gebrauch. — İlk kullanımdan önce lütfen kullanım kılavuzunu okuyun. |
| 245 | gefährden (tehlikeye atmak) Zu wenig Schlaf gefährdet auf Dauer die Gesundheit. — Çok az uyumak zamanla sağlığı tehlikeye atar. |
| 246 | das Gehalt (maaş) Im Bewerbungsgespräch würde ich auch gern über das Gehalt sprechen. — İş görüşmesinde maaş hakkında da konuşmak isterim. |
| 247 | das Gelände (arazi, alan) Auf dem Gelände der Hochschule wurden neue Fahrradstellplätze eingerichtet. — Üniversitenin arazisinde yeni bisiklet park yerleri yapıldı. |
| 248 | gemäß (göre, uyarınca) Gemäß der Prüfungsordnung ist die Anmeldung bis Freitag möglich. — Sınav yönetmeliğine göre cuma gününe kadar kayıt yapılabilir. |
| 249 | die Genehmigung (izin, onay) Für einen Umbau im Wohnheim ist eine Genehmigung der Verwaltung nötig. — Öğrenci yurdunda tadilat yapmak için yönetimin izni gerekiyor. |
| 250 | gepflegt (bakımlı, özenli) Die Wohnung wirkt gepflegt, obwohl das Haus schon älter ist. — Bina eski olsa da daire bakımlı görünüyor. |
| 251 | gesellig (sosyal, girişken; keyifli) Jonas ist gesellig und lernt im Kurs schnell neue Leute kennen. — Jonas sosyal biri ve kursta çabucak yeni insanlarla tanışıyor. |
| 252 | gesetzlich (yasal, kanuni) Gesetzliche Regeln zum Datenschutz gelten auch für die Anmeldung zum Studium. — Veri gizliliğiyle ilgili yasal kurallar üniversiteye kayıt için de geçerlidir. |
| 253 | gesetzlich regeln (yasayla düzenlemek) Die Arbeitszeiten sind gesetzlich geregelt, um die Beschäftigten zu schützen. — Çalışanları korumak için çalışma saatleri yasayla düzenlenmiştir. |
| 254 | gestalten (düzenlemek, şekillendirmek, tasarlamak) Wie können wir die Pausen im Seminar sinnvoll gestalten? — Seminerdeki molaları nasıl yararlı bir şekilde düzenleyebiliriz? |
| 255 | die Gestaltung (tasarım, düzenleme) Heute erläutere ich die Gestaltung eines übersichtlichen Lernplans. — Bugün anlaşılır bir çalışma planının nasıl hazırlanacağını anlatacağım. |
| 256 | gestatten (izin vermek) Gestatten Sie mir eine kurze Frage zu Ihrem Vortrag. — Sunumunuzla ilgili kısa bir soru sormama izin verir misiniz? |
| 257 | gesundheitlich (sağlıkla ilgili) Aus gesundheitlichen Gründen muss ich meine Teilnahme am Seminar leider absagen. — Sağlık nedenleriyle ne yazık ki seminere katılımımı iptal etmem gerekiyor. |
| 258 | gewiss (belli bir; emin, kesin) Ein Berufswechsel bringt ein gewisses Risiko mit sich. — Meslek değiştirmek belli bir risk taşır. |
| 259 | die Gleitzeit (esnek çalışma saatleri) Gleitzeit erleichtert zwar die Kinderbetreuung, löst aber nicht jedes Zeitproblem. — Esnek çalışma saatleri çocuk bakımını kolaylaştırıyor ama zamanla ilgili her sorunu çözmüyor. |
| 260 | großes Herz haben für (çok duyarlı olmak, büyük sevgi beslemek) Unsere Nachbarin hat ein großes Herz für einsame ältere Menschen. — Komşumuz yalnızlık hisseden yaşlılara karşı çok duyarlı. |
| 261 | das Großraumbüro (açık planlı ofis) Im Großraumbüro kann ich mich bei Lärm kaum konzentrieren. — Açık planlı ofiste gürültü olduğunda pek odaklanamıyorum. |
| 262 | der Gründer (kurucu) Der Gründer des Vereins wollte Menschen verschiedener Generationen zusammenbringen. — Derneğin kurucusu farklı kuşaklardan insanları bir araya getirmek istiyordu. |
| 263 | grundsätzlich (temelde, prensip olarak) Grundsätzlich finde ich Onlinekurse gut, aber der persönliche Kontakt fehlt. — Temelde çevrim içi kursları iyi buluyorum ama yüz yüze iletişim eksik kalıyor. |
| 264 | der Gutschein (hediye çeki, kupon) Den Gutschein für das Café schenke ich meiner Schwester. — Kafede geçerli hediye çekini kız kardeşime hediye ediyorum. |
| 265 | die Gutschrift (hesaba geçen tutar, alacak kaydı) Nach der Rücksendung erscheint die Gutschrift auf meinem Konto. — İadeden sonra geri ödeme hesabımda görünüyor. |
“H” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 266 | halbtags arbeiten (yarım gün çalışmak) Elif arbeitet halbtags, damit sie nachmittags ihren Sprachkurs besuchen kann. — Elif, öğleden sonraları dil kursuna gidebilmek için yarım gün çalışıyor. |
| 267 | handwerklich geschickt (eli yatkın, el işlerinde becerikli) Lukas ist handwerklich geschickt und baut die neuen Regale selbst auf. — Lukas’ın eli bu işlere yatkın; yeni rafları kendisi kuruyor. |
| 268 | der Handwerksbetrieb (zanaat işletmesi) Ein kleiner Handwerksbetrieb aus der Nachbarschaft repariert unsere Fenster. — Mahalledeki küçük bir zanaat işletmesi pencerelerimizi onarıyor. |
| 269 | hauptsächlich (çoğunlukla, esas olarak) Ich fahre hauptsächlich mit dem Fahrrad zur Arbeit. — İşe çoğunlukla bisikletle gidiyorum. |
| 270 | die Hektik (telaş, koşuşturma) Die Hektik vor Prüfungen erschwert meiner Meinung nach konzentriertes Lernen. — Bence sınav öncesindeki telaş, ders çalışmaya odaklanmayı zorlaştırıyor. |
| 271 | die Herausforderung (zorlu görev, üstesinden gelinmesi gereken durum) Die erste Präsentation auf Deutsch war für mich eine echte Herausforderung. — Almanca yaptığım ilk sunum gerçekten zorlu bir görevdi. |
| 272 | (sich) herausstellen (ortaya çıkmak, anlaşılmak) Es stellt sich heraus, dass die Wohnung zu klein ist. — Dairenin çok küçük olduğu anlaşılıyor. |
| 273 | heutzutage (günümüzde) Heutzutage erledigen viele Menschen ihre Bankgeschäfte lieber online. — Günümüzde birçok kişi banka işlemlerini internetten yapmayı tercih ediyor. |
| 274 | hierbei (bu sırada, bu konuda) Wir planen den Umzug; hierbei hilft uns eine Checkliste. — Taşınmayı planlıyoruz; bu süreçte bir kontrol listesi bize yardımcı oluyor. |
| 275 | hierfür (bunun için) Sie möchten den Kurs wechseln; hierfür brauchen wir eine schriftliche Anfrage. — Kursu değiştirmek istiyorsunuz; bunun için yazılı bir talep iletmeniz gerekiyor. |
| 276 | hierüber (bu konuda, bununla ilgili) Die Kurszeiten ändern sich; hierüber informieren wir Sie morgen schriftlich. — Ders saatleri değişiyor; bu konuda yarın yazılı bilgi vereceğiz. |
| 277 | hierzu (buna dair, bununla ilgili) Viele Studierende suchen ein Stipendium; hierzu bietet die Hochschule Beratung an. — Birçok öğrenci burs arıyor; üniversite bu konuda danışmanlık sunuyor. |
| 278 | der Hintergrund (arka plan; geçmiş, altyapı) Im Hintergrund des Fotos erkennt man den Eingang der Schule. — Fotoğrafın arka planında okulun girişi görülüyor. |
| 279 | hinweisen auf (dikkat çekmek, belirtmek) Die Beraterin weist uns auf die fehlenden Unterlagen hin. — Danışman, eksik belgelere dikkatimizi çekiyor. |
| 280 | die Hülle (kılıf, zarf, kap) Eine feste Hülle schützt Ihr Handy vor Kratzern im Alltag. — Sağlam bir kılıf telefonunuzu günlük kullanımda çizilmelerden korur. |
| 281 | die Hygiene (hijyen, temizlik) Im Krankenhaus achtet man besonders auf Hygiene. — Hastanede hijyene özellikle dikkat edilir. |
“I” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 282 | im Laufe (süresince, zarfında) Im Laufe des Tages schicke ich Ihnen die fehlenden Unterlagen. — Eksik belgeleri gün içinde göndereceğim. |
| 283 | im selben Jahr (aynı yıl içinde) Emre machte seinen Abschluss und fand im selben Jahr Arbeit. — Emre mezun oldu ve aynı yıl iş buldu. |
| 284 | im Vorfeld (önceden, öncesinde) Im Vorfeld des Seminars notiere ich meine Fragen zur Studienfinanzierung. — Seminer öncesinde üniversite eğitiminin masraflarını karşılamayla ilgili sorularımı not ediyorum. |
| 285 | immerhin (hiç değilse, en azından; ne de olsa) Der Kurs ist teuer, aber immerhin sind die Bücher kostenlos. — Kurs pahalı ama hiç değilse kitaplar ücretsiz. |
| 286 | in Betracht ziehen (değerlendirmek, göz önünde bulundurmak) Für unseren Urlaub ziehen wir auch eine Zugreise in Betracht. — Tatilimiz için trenle yolculuk yapmayı da değerlendiriyoruz. |
| 287 | in Bezug auf (ile ilgili olarak, konusunda) In Bezug auf die Kurszeiten habe ich noch eine Frage. — Ders saatleriyle ilgili bir sorum daha var. |
| 288 | in der Lage sein zu (yapabilmek, yapabilecek durumda olmak) Nach dem Sprachkurs bin ich in der Lage, Vorlesungen zu verstehen. — Dil kursundan sonra üniversitedeki dersleri anlayabiliyorum. |
| 289 | individuell (kişiye özel, bireysel) Die Lehrerin erstellt für jeden Teilnehmer einen individuellen Lernplan. — Öğretmen her katılımcı için kişiye özel bir öğrenme planı hazırlıyor. |
| 290 | infolgedessen (bunun sonucunda, bu nedenle) Die Heizung fiel aus; infolgedessen fand der Kurs online statt. — Isıtma sistemi bozuldu; bunun sonucunda ders çevrim içi yapıldı. |
| 291 | informativ (bilgilendirici) Den Vortrag über gesunde Ernährung fand ich sehr informativ. — Sağlıklı beslenmeyle ilgili sunumu çok bilgilendirici buldum. |
| 292 | innovativ (yenilikçi) Innovative Lernprogramme ersetzen meiner Meinung nach keinen persönlichen Austausch. — Bence yenilikçi öğrenme programları yüz yüze iletişimin yerini tutmaz. |
| 293 | insbesondere (özellikle) Im Studium brauchen insbesondere Eltern mit kleinen Kindern flexible Seminarzeiten. — Üniversitede özellikle küçük çocuklu ebeveynlerin esnek seminer saatlerine ihtiyacı var. |
| 294 | die Installation (kurulum, montaj) Nach der Installation der Lernsoftware kannst du die Übungen offline bearbeiten. — Öğrenme programını kurduktan sonra alıştırmaları internete bağlanmadan yapabilirsin. |
| 295 | (sich) interessieren für (ilgilenmek, ilgi duymak) Interessierst du dich für eine Ausbildung in der Pflege? — Bakım alanında mesleki eğitim almak ilgini çekiyor mu? |
| 296 | die interne Fortbildung (kurum içi mesleki eğitim) Bei der internen Fortbildung lernen wir, schwierige Kundengespräche ruhig zu führen. — Kurum içi eğitimde zorlu müşteri görüşmelerini sakin biçimde yürütmeyi öğreniyoruz. |
| 297 | investieren (yatırım yapmak; zaman harcamak, emek vermek) Lieber investiere ich in ein gutes Fahrrad als in ein Auto. — Bir arabaya yatırım yapmaktansa iyi bir bisiklete yatırım yapmayı tercih ederim. |
| 298 | inwieweit (ne ölçüde, ne dereceye kadar) Inwieweit beeinflusst Werbung unsere Entscheidungen beim Kauf von Lebensmitteln? — Reklamlar yiyecek satın alırken verdiğimiz kararları ne ölçüde etkiliyor? |
| 299 | irgendetwas (herhangi bir şey) Fehlt Ihnen noch irgendetwas für die Anmeldung zum Sprachkurs? — Dil kursuna kayıt için hâlâ bir eksiğiniz var mı? |
| 300 | irgendwie (bir şekilde, nasılsa) Irgendwie finden wir trotz verschiedener Stundenpläne Zeit für gemeinsame Mahlzeiten. — Ders programlarımız farklı olsa da birlikte yemek yemeye bir şekilde zaman buluyoruz. |
| 301 | irgendwo (bir yerde, herhangi bir yerde) Hast du meine Kopfhörer irgendwo in der Wohnung gesehen? — Kulaklığımı evde bir yerde gördün mü? |
“J” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 302 | jedenfalls (en azından; her hâlükârda) Die Fahrt dauert länger, aber jedenfalls sparen wir damit Geld. — Yolculuk daha uzun sürüyor ama en azından böyle tasarruf ediyoruz. |
| 303 | jederzeit (her zaman, istediğiniz zaman) Bei Fragen zum Kurs können Sie uns jederzeit eine Nachricht schicken. — Kursla ilgili sorularınız varsa bize istediğiniz zaman mesaj gönderebilirsiniz. |
| 304 | jeglich- (her türlü, herhangi bir) Die Beratung im Sprachzentrum erfolgt ohne jegliche Kosten für Sie. — Dil merkezindeki danışmanlık hizmeti için hiçbir ücret ödemiyorsunuz. |
| 305 | jeweilig (ilgili, her birinin kendi) Die jeweiligen Seminarleiter informieren über die Anforderungen für ihre Prüfungen. — Her seminerin sorumlusu kendi sınavı için gerekenler hakkında bilgi veriyor. |
| 306 | der Job (iş) Ayşe sucht einen Job, bei dem sie ihre Sprachkenntnisse nutzen kann. — Ayşe, dil becerilerini kullanabileceği bir iş arıyor. |
| 307 | der Jobwechsel (iş değişikliği) Vor dem Jobwechsel vergleiche ich die Arbeitszeiten und die Fahrtkosten. — İş değiştirmeden önce çalışma saatlerini ve yol masraflarını karşılaştırıyorum. |
“K” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 308 | das Kalenderjahr (takvim yılı) Den Urlaub muss man innerhalb des Kalenderjahres nehmen. — Yıllık izin takvim yılı içinde kullanılmalı. |
| 309 | die Karrierechance (kariyer fırsatı) Die Weiterbildung eröffnet mir neue Karrierechancen in der Tourismusbranche. — İleri mesleki eğitim bana turizm sektöründe yeni kariyer fırsatlarının kapısını açıyor. |
| 310 | der Karton (karton kutu, koli) Bitte packen Sie die Bücher in einen stabilen Karton. — Lütfen kitapları sağlam bir karton kutuya yerleştirin. |
| 311 | der Kassenbon (alışveriş fişi, kasa fişi) Bewahre den Kassenbon auf, falls du die Jacke zurückgeben möchtest. — Ceketi iade etmek istersen diye alışveriş fişini sakla. |
| 312 | der Kassenzettel (alışveriş fişi, kasa fişi) Auf dem Kassenzettel steht ein höherer Preis als am Regal. — Alışveriş fişinde raftakinden daha yüksek bir fiyat yazıyor. |
| 313 | kassieren (ödeme almak, tahsil etmek) Die Verkäuferin kassiert den Betrag und gibt mir den Kassenbon. — Satıcı ödemeyi alıyor ve bana alışveriş fişini veriyor. |
| 314 | der Katalog (katalog) Der digitale Katalog der Bibliothek erleichtert die Suche nach Fachbüchern. — Kütüphanenin dijital kataloğu, uzmanlık alanıyla ilgili kitapları bulmayı kolaylaştırıyor. |
| 315 | keinesfalls (hiçbir surette, asla) Persönliche Daten dürfen Sie keinesfalls in öffentlichen Foren veröffentlichen. — Herkese açık forumlarda kişisel verileri hiçbir surette paylaşmamalısınız. |
| 316 | die Kita (kreş, gündüz çocuk bakım merkezi) Seit September besucht unser Sohn eine Kita in der Nähe. — Oğlumuz eylülden beri yakındaki bir kreşe gidiyor. |
| 317 | klassisch (klasik, geleneksel) Beim Lernen bevorzuge ich den klassischen Unterricht im Klassenraum. — Öğrenirken sınıfta yapılan geleneksel dersleri tercih ediyorum. |
| 318 | das Klebeband (yapışkan bant) Mit breitem Klebeband verschließen wir die Kartons für den Umzug. — Taşınmak için hazırladığımız kolileri geniş yapışkan bantla kapatıyoruz. |
| 319 | der Knöchel (ayak bileği; parmak eklemi) Nach dem Fußballtraining tut mir der linke Knöchel weh. — Futbol antrenmanından sonra sol ayak bileğim ağrıyor. |
| 320 | knüpfen (bağlantı kurmak, ilişki kurmak; düğümlemek) Im ersten Semester knüpft Mehmet Kontakte zu anderen Studierenden. — Mehmet ilk dönemde diğer öğrencilerle bağlantı kuruyor. |
| 321 | die Kombination (birleşim, kombinasyon) Die Kombination aus Vorlesungen und praktischen Übungen finde ich besonders hilfreich. — Derslerle uygulamalı alıştırmaların bir arada olmasını özellikle yararlı buluyorum. |
| 322 | kommunizieren mit (iletişim kurmak) Bei Gruppenarbeiten kommunizieren wir direkt mit den anderen Kursteilnehmern. — Grup çalışmalarında diğer kurs katılımcılarıyla doğrudan iletişim kuruyoruz. |
| 323 | kompetent (yetkin, işinin ehli) Eine kompetente Ernährungsberaterin berücksichtigt auch persönliche Vorlieben und den Alltag. — İşinin ehli bir beslenme danışmanı, kişisel tercihleri ve günlük yaşamı da dikkate alır. |
| 324 | komplex (karmaşık) Der Mietvertrag ist komplex, deshalb brauche ich mehr Zeit. — Kira sözleşmesi karmaşık, bu yüzden daha fazla zamana ihtiyacım var. |
| 325 | die Konditorei (pastane) Nach dem Kurs treffen wir uns in der Konditorei. — Kurstan sonra pastanede buluşuyoruz. |
| 326 | konkret (somut, belirli, net) Haben Sie einen konkreten Vorschlag für kürzere Wartezeiten im Amt? — Resmî dairelerde bekleme sürelerini kısaltmak için somut bir öneriniz var mı? |
| 327 | kontaktieren (iletişime geçmek) Kontaktieren Sie uns bitte bei Fragen zu Ihrer Buchung. — Rezervasyonunuzla ilgili sorularınız olursa lütfen bizimle iletişime geçin. |
| 328 | der Kontext (bağlam) Betrachten wir diese Aussage im Kontext der Diskussion über gesunde Ernährung. — Bu ifadeyi sağlıklı beslenme tartışması bağlamında ele alalım. |
| 329 | kontinuierlich (sürekli, kesintisiz) Durch tägliche Übungen verbessert sich meine Aussprache kontinuierlich. — Her gün alıştırma yaparak telaffuzumu sürekli geliştiriyorum. |
| 330 | konzentriert (odaklanmış, dikkatini vermiş) Ich lerne konzentriert, wenn mein Handy in einem anderen Zimmer liegt. — Telefonum başka bir odadayken ders çalışmaya odaklanabiliyorum. |
| 331 | das Konzept (taslak, plan) Zunächst möchte ich unser Konzept für einen gemeinsamen Lernraum vorstellen. — Önce ortak bir çalışma alanı için hazırladığımız planı sunmak istiyorum. |
| 332 | die Korrektur (düzeltme) Nach der Korrektur schicke ich Ihnen den Text noch einmal. — Düzeltmeden sonra metni bir kez daha göndereceğim. |
| 333 | kostenfrei (ücretsiz) Für Kursteilnehmer ist die Nutzung der Bibliothek kostenfrei. — Kursiyerler kütüphaneyi ücretsiz kullanabiliyor. |
| 334 | kostenpflichtig (ücretli, ücrete tabi) Die Beratung ist kostenlos, aber der anschließende Kurs ist kostenpflichtig. — Danışmanlık ücretsiz ama sonrasında verilen kurs ücretli. |
| 335 | der Krankenschein (istirahat raporu, hastalık raporu) Den Krankenschein habe ich nach dem Arztbesuch an die Personalabteilung geschickt. — Doktora gittikten sonra istirahat raporunu insan kaynakları birimine gönderdim. |
| 336 | der Krankheitsfall (hastalık durumu) Im Krankheitsfall können Angehörige oder Nachbarn die Einkäufe übernehmen. — Hastalık durumunda alışverişi yakınlar veya komşular üstlenebilir. |
| 337 | die Krankmeldung (hastalık nedeniyle işe gelememe bildirimi) Die Krankmeldung muss vor Schichtbeginn bei der Teamleitung eingehen. — Hastalık bildirimi vardiya başlamadan ekip yöneticisine iletilmeli. |
| 338 | krankschreiben (istirahat raporu vermek) Die Ärztin schreibt mich krank, damit ich mich erholen kann. — Doktor, dinlenebilmem için bana istirahat raporu veriyor. |
| 339 | der Krieg (savaş) Der Roman erzählt vom Alltag einer Familie nach dem Krieg. — Roman, bir ailenin savaş sonrasındaki günlük hayatını anlatıyor. |
| 340 | das Kriterium (ölçüt, kriter) Kosten sind für mich ein wichtiges Kriterium bei der Studienwahl. — Bölüm seçerken masraflar benim için önemli bir ölçüt. |
| 341 | die Kritik (eleştiri) Nach dem Referat bitte ich meine Kommilitonen um ehrliche Kritik. — Sunumdan sonra üniversitedeki arkadaşlarımdan eleştirilerini açıkça söylemelerini istiyorum. |
| 342 | der Kugelschreiber (tükenmez kalem) Könnten Sie mir einen Kugelschreiber zum Ausfüllen des Formulars leihen? — Formu doldurmak için bir tükenmez kalem ödünç verebilir misiniz? |
| 343 | die Kundennummer (müşteri numarası) Bitte geben Sie bei Ihrer Anfrage auch Ihre Kundennummer an. — Lütfen talebinizde müşteri numaranızı da belirtin. |
| 344 | künftig (bundan sonra, ileride) Künftig möchte ich mehr Zeit mit Freunden verbringen. — Bundan sonra arkadaşlarımla daha çok zaman geçirmek istiyorum. |
| 345 | kurzfristig (son anda, kısa sürede; kısa vadeli) Wegen eines Arzttermins musste ich meine Teilnahme kurzfristig absagen. — Doktor randevusu nedeniyle katılımımı son anda iptal etmek zorunda kaldım. |
“L” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 346 | das Lager (depo) Im Lager prüfen wir, ob die bestellten Regale noch verfügbar sind. — Depoda sipariş edilen rafların hâlâ mevcut olup olmadığını kontrol ediyoruz. |
| 347 | die Langeweile (can sıkıntısı) Gegen die Langeweile auf Zugfahrten höre ich deutsche Podcasts. — Tren yolculuklarında canım sıkılmasın diye Almanca podcastler dinliyorum. |
| 348 | langfristig (uzun vadede, uzun vadeli) Langfristig möchte ich in Deutschland eine Ausbildung zur Pflegefachkraft machen. — Uzun vadede Almanya’da bakım alanında mesleki eğitim almak istiyorum. |
| 349 | die Leidenschaft (tutku) Annas Leidenschaft fürs Kochen zeigt sich in jedem Gericht. — Anna’nın yemek yapma tutkusu hazırladığı her yemekte kendini gösteriyor. |
| 350 | der Lieferant (tedarikçi) Bitte entschuldigen Sie die Verspätung unseres Lieferanten. — Lütfen tedarikçimizin gecikmesini mazur görün. |
| 351 | lieferbar (teslim edilebilir, siparişe hazır) Der Schreibtisch ist erst nächsten Monat wieder lieferbar. — Çalışma masası ancak gelecek ay yeniden teslim edilebilecek. |
| 352 | der Lieferschein (sevk irsaliyesi) Auf dem Lieferschein stehen drei Kartons, aber nur zwei sind angekommen. — Sevk irsaliyesinde üç koli yazıyor ama sadece ikisi geldi. |
| 353 | die Lieferung (teslimat) Die Lieferung kommt am Freitag, deshalb müssen wir zu Hause bleiben. — Teslimat cuma günü geleceği için evde kalmamız gerekiyor. |
| 354 | der Locher (delgeç) Hast du mal einen Locher für meine Seminarunterlagen? — Seminer belgelerim için bir delgecin var mı? |
| 355 | die Logistikbranche (lojistik sektörü) In der Logistikbranche werden zurzeit viele Fachkräfte gesucht. — Lojistik sektöründe şu sıralar çok sayıda uzman çalışan aranıyor. |
B1-B2 PDF’ini indirip saklayabilirsiniz. Tek seferlik ödeme, abonelik yok. İlk sayfaları ücretsiz önizlenir.
“M” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 356 | die Macht (güç, yetki) Wer hat die Macht, über die Verwendung unserer persönlichen Daten zu entscheiden? — Kişisel verilerimizin nasıl kullanılacağına karar verme yetkisi kimde? |
| 357 | der Mangel (kusur, eksiklik) Bitte melden Sie jeden Mangel an der Wohnung vor dem Einzug. — Lütfen taşınmadan önce dairedeki her kusuru bildirin. |
| 358 | Maschinen bedienen (makine kullanmak, makine çalıştırmak) Bevor wir die Maschinen bedienen, erklärt uns die Ausbilderin alle Sicherheitsregeln. — Biz makineleri kullanmadan önce, eğitmen bize tüm güvenlik kurallarını açıklıyor. |
| 359 | die Maschinenbaubranche (makine imalat sektörü) Emre sucht einen Ausbildungsplatz in der Maschinenbaubranche. — Emre makine imalat sektöründe mesleki eğitim alabileceği bir yer arıyor. |
| 360 | das Maß (ölçü, derece) Schlafmangel beeinträchtigt in hohem Maße die Konzentration beim Lernen. — Uykusuzluk ders çalışırken dikkati büyük ölçüde olumsuz etkiler. |
| 361 | die Maßnahme (önlem, tedbir) Welche Maßnahmen schlagen Sie gegen den Lärm im Kursraum vor? — Derslikteki gürültüye karşı hangi önlemleri öneriyorsunuz? |
| 362 | das Material (malzeme) Für den Kurs bringt jeder das benötigte Material selbst mit. — Kurs için gereken malzemeyi herkes kendisi getiriyor. |
| 363 | mehrfach (birçok kez; çoklu) Die Dozentin hat mehrfach betont, dass Rückfragen in ihrer Sprechstunde willkommen sind. — Öğretim görevlisi, danışma saatinde sorulara açık olduğunu birçok kez vurguladı. |
| 364 | mehrmals (birkaç kez, defalarca) Diese Woche habe ich mehrmals mit der Kursleitung telefoniert. — Bu hafta kurs sorumlusuyla birkaç kez telefonda görüştüm. |
| 365 | mein Ding sein (bana göre olmak, hoşuma gitmek) Klassische Musik ist nicht mein Ding, aber das Konzert war schön. — Klasik müzik bana göre değil ama konser güzeldi. |
| 366 | der Minijob (kazanç sınırı olan iş) Neben ihrem Studium hat Ayşe einen Minijob in einem kleinen Café. — Ayşe okurken küçük bir kafede kazanç sınırı olan bir işte çalışıyor. |
| 367 | die Minusstunde (eksik çalışma saati) Auf meinem Arbeitszeitkonto stehen noch zwei Minusstunden vom letzten Monat. — Çalışma saatleri kaydına göre geçen aydan kalan iki saatlik eksiğim var. |
| 368 | mit den Händen arbeiten (elleriyle çalışmak, el emeğiyle çalışmak) Mit den Händen zu arbeiten ist für mich ein Ausgleich zum Studium. — El işleriyle uğraşmak, ders çalışmanın yanında bana iyi geliyor. |
| 369 | mitbekommen (fark etmek, duymak, haberdar olmak) Bekommst du die Ansagen trotz der Kopfhörer noch mit? — Kulaklığa rağmen anonsları hâlâ duyabiliyor musun? |
| 370 | die Mitgliedschaft (üyelik) Meine Mitgliedschaft im Sportverein läuft Ende dieses Monats aus. — Spor kulübündeki üyeliğim bu ayın sonunda sona eriyor. |
| 371 | die Mitteilung (bildirim, duyuru) Eine Mitteilung über die neuen Kurszeiten hängt am Eingang. — Girişte yeni ders saatleriyle ilgili bir duyuru asılı. |
| 372 | das Möbelstück (mobilya parçası) Dieses Möbelstück passt nicht durch die Tür unserer neuen Wohnung. — Bu mobilya yeni evimizin kapısından geçmiyor. |
| 373 | momentan (şu anda, şimdilik) Momentan suche ich ein Zimmer, weil meine Wohnung zu teuer ist. — Evim çok pahalı olduğu için şu anda kiralık bir oda arıyorum. |
| 374 | montieren (monte etmek, takmak) Die Handwerker montieren die neuen Fenster, während wir die Möbel abdecken. — Biz mobilyaların üstünü örterken ustalar yeni pencereleri monte ediyor. |
| 375 | motiviert (istekli, hevesli) Nach dem Beratungsgespräch bin ich motiviert, eine Ausbildung zu beginnen. — Danışmanlık görüşmesinden sonra mesleki eğitime başlamaya hevesliyim. |
| 376 | der Mülleimer (çöp kutusu) Wirf die leeren Verpackungen bitte in den Mülleimer neben der Tür. — Boş ambalajları lütfen kapının yanındaki çöp kutusuna at. |
“N” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 377 | nach langem Überlegen (uzun süre düşündükten sonra) Nach langem Überlegen entschied sich Jonas für ein Auslandssemester. — Jonas uzun süre düşündükten sonra yurt dışında bir dönem öğrenim görmeye karar verdi. |
| 378 | nachhaltig (sürdürülebilir) Wir bevorzugen nachhaltige Möbel, weil sie lange halten. — Uzun ömürlü oldukları için sürdürülebilir mobilyaları tercih ediyoruz. |
| 379 | nachholen (sonradan yapmak, telafi etmek) Den verpassten Unterricht hole ich nächste Woche im Abendkurs nach. — Kaçırdığım dersleri gelecek hafta akşam kursunda telafi ediyorum. |
| 380 | nachlesen (okuyup bakmak, kaynaktan kontrol etmek) Die genauen Urlaubsregeln lesen Sie bitte in Ihrem Vertrag nach. — İzin kurallarının ayrıntılarını lütfen sözleşmenize bakarak öğrenin. |
| 381 | der Nachweis (kanıt, belge) Als Nachweis meiner Sprachkenntnisse lege ich das Zertifikat bei. — Dil becerilerimi belgelemek için sertifikayı ekliyorum. |
| 382 | nachweisen (kanıtlamak, belgelemek) Mit diesem Zertifikat weisen Sie Ihre Deutschkenntnisse bei der Bewerbung nach. — Bu sertifikayla başvuru sırasında Almanca bilginizi belgeliyorsunuz. |
| 383 | die Neuerung (yenilik, yeni düzenleme) Die Neuerung bei der Kursanmeldung spart Zeit, erfordert aber einen Internetzugang. — Kursa kayıttaki yeni düzenleme zaman kazandırıyor ama internet bağlantısı gerektiriyor. |
| 384 | der Neustart (yeni başlangıç) Der Umzug nach Deutschland bedeutet für unsere Familie einen Neustart. — Almanya’ya taşınmak ailemiz için yeni bir başlangıç anlamına geliyor. |
| 385 | die Niederlassung (şube) Unsere Firma eröffnet eine Niederlassung in der Nähe des Flughafens. — Şirketimiz havaalanına yakın bir yerde şube açıyor. |
| 386 | die Notwendigkeit (gereklilik, zorunluluk) Ich sehe die Notwendigkeit, unseren Alltag umweltfreundlicher zu gestalten. — Günlük hayatımızı çevreye daha az zarar verecek şekilde düzenlememiz gerektiğini düşünüyorum. |
| 387 | die Nutzung (kullanım, yararlanma) Die Nutzung privater Handys ist während des Unterrichts nicht erlaubt. — Ders sırasında kişisel telefonların kullanılmasına izin verilmiyor. |
“O” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 388 | offensichtlich (belli ki, açıkça görülen) Die Rechnung enthält offensichtlich einen Fehler bei den Fahrtkosten. — Faturada yol masraflarıyla ilgili belli ki bir hata var. |
| 389 | die Option (seçenek) Ein günstiges Wohnheimzimmer wäre für mein Studium die beste Option. — Üniversite eğitimim için en iyi seçenek uygun fiyatlı bir yurt odası olurdu. |
| 390 | organisatorisch (organizasyonla ilgili, örgütsel) Wegen organisatorischer Probleme beginnt der Kurs erst nächste Woche. — Organizasyon sorunları yüzünden kurs ancak gelecek hafta başlıyor. |
| 391 | sich orientieren (yönünü bulmak; esas almak) Auf dem großen Gelände orientiere ich mich an den Wegweisern. — Geniş arazide tabelaları izleyerek yönümü buluyorum. |
“P” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 392 | die Packung (paket, kutu) Für unser gemeinsames Frühstück kaufe ich eine Packung Käse. — Birlikte yapacağımız kahvaltı için bir paket peynir alıyorum. |
| 393 | parallel (aynı anda, eş zamanlı) Parallel zum Sprachkurs suche ich nach einer passenden Wohnung. — Dil kursuna devam ederken aynı zamanda uygun bir ev arıyorum. |
| 394 | perfektionieren (mükemmelleştirmek, ilerletmek) Mit regelmäßigen Gesprächen perfektioniert Mehmet seine Aussprache im Deutschen. — Mehmet düzenli konuşmalarla Almanca telaffuzunu daha da geliştiriyor. |
| 395 | die Personalabteilung (insan kaynakları birimi, personel birimi) Bei Fragen zum Arbeitsvertrag wenden Sie sich bitte an die Personalabteilung. — İş sözleşmesiyle ilgili sorularınız için lütfen insan kaynakları birimine başvurun. |
| 396 | die Perspektive (bakış açısı; gelecek beklentisi) Aus meiner Perspektive helfen kleinere Gruppen beim Lernen am meisten. — Bana göre küçük gruplar öğrenmeye en çok yardımcı oluyor. |
| 397 | pflegen (bakımını yapmak, bakmak) Wer Angehörige pflegt, braucht auch Zeit für die eigene Erholung. — Yakınlarına bakan kişinin kendi dinlenmesine de zaman ayırması gerekir. |
| 398 | pharmazeutisch (ilaçla ilgili, eczacılıkla ilgili) Werbung für pharmazeutische Produkte sollte keine unrealistischen Erwartungen wecken. — İlaç reklamları gerçekçi olmayan beklentiler yaratmamalı. |
| 399 | die Phase (evre, aşama) In der ersten Phase des Kurses üben wir einfache Gespräche. — Kursun ilk aşamasında basit konuşmalar üzerinde çalışıyoruz. |
| 400 | die Pinnwand (duyuru panosu) An der Pinnwand hängen Angebote für günstige Zimmer in Wohngemeinschaften. — Duyuru panosunda paylaşımlı evlerdeki uygun fiyatlı odaların ilanları asılı. |
| 401 | der Pinsel (boya fırçası, fırça) Für die Wand brauchst du einen breiten Pinsel. — Duvar için geniş bir boya fırçasına ihtiyacın var. |
| 402 | potenziell (olası, potansiyel) Öffentliches WLAN birgt potenzielle Risiken für die Sicherheit persönlicher Daten. — Herkese açık kablosuz ağlar kişisel verilerin güvenliği açısından olası riskler barındırır. |
| 403 | der Praktikant (stajyer) Der Praktikant begleitet heute eine erfahrene Kollegin bei den Kundenterminen. — Stajyer bugün müşteri randevularında deneyimli bir iş arkadaşına eşlik ediyor. |
| 404 | das Praktikum (staj) Während meines Praktikums im Hotel lerne ich den Umgang mit Gästen. — Oteldeki stajım sırasında konuklarla nasıl iletişim kuracağımı öğreniyorum. |
| 405 | Praktikum machen (staj yapmak) Sophie macht ein Praktikum in einer Werkstatt, um den Beruf kennenzulernen. — Sophie, mesleği tanımak için bir atölyede staj yapıyor. |
| 406 | praxisorientiert (uygulamaya yönelik) Das Seminar ist praxisorientiert, deshalb üben wir Präsentationen in kleinen Gruppen. — Seminer uygulamaya yönelik olduğu için küçük gruplarda sunum alıştırmaları yapıyoruz. |
| 407 | präzise (kesin, hassas) Für den Kostenvergleich brauchen wir präzise Angaben zur Höhe der Studiengebühren. — Masrafları karşılaştırmak için öğrenim ücretlerinin tutarını tam olarak bilmemiz gerekiyor. |
| 408 | die Preisliste (fiyat listesi) Könnten Sie uns vor der Bestellung eine aktuelle Preisliste schicken? — Sipariş vermeden önce bize güncel bir fiyat listesi gönderebilir misiniz? |
| 409 | prinzipiell (prensipte, ilke olarak) Prinzipiell bin ich dafür, aber die Kosten sind noch zu hoch. — Prensipte destekliyorum ama masraflar hâlâ çok yüksek. |
| 410 | der Probetag (deneme günü) Am Probetag lerne ich das Team und meine Aufgaben kennen. — Deneme gününde ekibi tanıyor ve görevlerimi öğreniyorum. |
| 411 | problemlos (sorunsuz) Mit dem neuen Programm klappt die Anmeldung zum Kurs problemlos. — Yeni programla kursa kayıt işlemi sorunsuz tamamlanıyor. |
| 412 | produktiv (verimli, üretken) Nach einer kurzen Pause lerne ich deutlich produktiver als zuvor. — Kısa bir moladan sonra öncekinden çok daha verimli ders çalışıyorum. |
| 413 | professionell (profesyonel, işinin ehli) Die Mitarbeiterin reagiert auch bei Beschwerden ruhig und professionell. — Çalışan, şikâyetlere de sakin ve profesyonel bir şekilde yanıt veriyor. |
| 414 | profitieren von (yararlanmak, faydalanmak) Auch jüngere Menschen profitieren von der Erfahrung ihrer älteren Nachbarn. — Gençler de yaşlı komşularının deneyiminden yararlanıyor. |
| 415 | Prüfung bestehen (sınavı geçmek) Ich habe die Prüfung beim ersten Versuch bestanden. — Sınavı ilk denemede geçtim. |
“Q” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 416 | die Qualitätssicherung (kalite güvencesi) Die Qualitätssicherung prüft alle Produkte vor dem Versand an die Kunden. — Kalite güvencesi birimi, tüm ürünleri müşterilere gönderilmeden önce kontrol ediyor. |
| 417 | der Quereinstieg (farklı bir alandan mesleğe geçiş) Die Weiterbildung erleichtert mir den Quereinstieg in die Büroarbeit. — İleri mesleki eğitim, farklı bir alandan ofis işine geçmemi kolaylaştırıyor. |
| 418 | quittieren (teslim aldığını yazılı olarak onaylamak) Bitte quittieren Sie den Empfang der Schlüssel mit Ihrer Unterschrift. — Lütfen anahtarları teslim aldığınızı imzanızla onaylayın. |
| 419 | die Quittung (makbuz) Nach der Barzahlung bekomme ich eine Quittung für die Reparatur. — Onarım ücretini nakit ödedikten sonra bir makbuz alıyorum. |
“R” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 420 | der Rabatt (indirim) Trotz des Rabatts beim Flug bevorzuge ich die Bahn. — Uçak biletindeki indirime rağmen treni tercih ederim. |
| 421 | der Rahmen (kapsam, çerçeve) Im Rahmen meines Vortrags vergleiche ich verschiedene Möglichkeiten der Studienfinanzierung. — Sunumum kapsamında üniversite eğitiminin masraflarını karşılamanın farklı yollarını karşılaştırıyorum. |
| 422 | räumen (boşaltmak, toplamak) Vor der Renovierung räumen wir gemeinsam das ganze Wohnzimmer. — Tadilattan önce salonu birlikte tamamen boşaltıyoruz. |
| 423 | (sich) räumlich vorstellen (zihninde üç boyutlu canlandırmak) Kannst du dir die neue Küche räumlich vorstellen? — Yeni mutfağın düzenini zihninde canlandırabiliyor musun? |
| 424 | real (gerçek, fiilî) Nach dem Praktikum habe ich reale Chancen auf eine feste Stelle. — Stajdan sonra kalıcı bir işe girme şansım gerçekten var. |
| 425 | die Regelung (düzenleme, kural) Ich finde die Regelung sinnvoll, weil sie Studierende mit Kindern entlastet. — Çocuklu öğrencilerin yükünü hafiflettiği için bu düzenlemeyi yerinde buluyorum. |
| 426 | (sich) registrieren bei (kaydolmak, kayıt yaptırmak) Für die Wohnungssuche registriere ich mich bei einer örtlichen Wohnungsgenossenschaft. — Ev aramak için yerel bir konut kooperatifine kaydoluyorum. |
| 427 | die Registrierung (kayıt, kaydolma) Nach der Registrierung erhalten Sie eine Nachricht mit Ihren Zugangsdaten. — Kayıttan sonra giriş bilgilerinizi içeren bir mesaj alacaksınız. |
| 428 | regulär (olağan, normal) Die regulären Sprechstunden der Dozentin passen leider nicht zu meinem Stundenplan. — Öğretim görevlisinin olağan danışma saatleri ne yazık ki ders programıma uymuyor. |
| 429 | die Reinigung (temizlik) Für die Reinigung des Treppenhauses sind diese Woche unsere Nachbarn zuständig. — Bu hafta merdivenlerin temizliğinden komşularımız sorumlu. |
| 430 | reinschnuppern in (kısaca deneyerek tanımak, bir alana göz atmak) Im Einführungskurs schnuppere ich in die Psychologie rein. — Giriş dersinde psikoloji alanını biraz tanıyorum. |
| 431 | reklamieren (ayıplı ürün için şikâyette bulunmak) Wir reklamieren den Kühlschrank, weil er nicht mehr kühlt. — Buzdolabı artık soğutmadığı için satıcıya şikâyette bulunuyoruz. |
| 432 | relevant (ilgili, önemli, konuyla ilgili) Für unsere Diskussion sind vor allem die Kosten des Studiums relevant. — Tartışmamızda özellikle üniversite eğitiminin masrafları önem taşıyor. |
| 433 | die Renovierung (tadilat, yenileme) Während der Renovierung wohnen wir vorübergehend bei meiner Schwester. — Tadilat sırasında geçici olarak kız kardeşimin yanında kalıyoruz. |
| 434 | respektieren (saygı göstermek, saymak) Die Kursleitung respektiert meinen Wunsch nach einem späteren Termin. — Kurs sorumlusu daha geç bir saat için randevu isteğime saygı gösteriyor. |
| 435 | restlich (geri kalan, kalan) Die restlichen Unterlagen schicke ich Ihnen bis Ende der Woche. — Hafta bitmeden kalan belgeleri göndereceğim. |
| 436 | das Resultat (sonuç) Das Resultat der Umfrage zeigt großes Interesse an Abendkursen. — Anket sonucu akşam kurslarına büyük ilgi olduğunu gösteriyor. |
| 437 | die Rezeptur (tarif, ürün formülü) Die neue Rezeptur des Müslis enthält weniger Zucker als die alte. — Müslinin yeni formülünde eskisinden daha az şeker var. |
| 438 | (sich) richten an (yönelik olmak, hitap etmek) Die Wohnungsberatung richtet sich an alle Studierenden mit geringem Einkommen. — Konut danışmanlığı, düşük gelirli tüm üniversite öğrencilerine yönelik. |
| 439 | sich richten nach (göre davranmak, uymak; bağlı olmak) Bei der Ausflugsplanung richten wir uns nach den Wünschen der Kinder. — Geziyi planlarken çocukların isteklerine göre hareket ediyoruz. |
| 440 | die Routine (alışılmış iş düzeni, rutin) Das Prüfen der Bestellungen gehört inzwischen zu meiner täglichen Routine. — Siparişleri kontrol etmek artık günlük rutinimin bir parçası. |
| 441 | die Rückmeldung (geri bildirim, yanıt) Nach dem Bewerbungsgespräch warte ich auf eine Rückmeldung der Firma. — İş görüşmesinden sonra şirketten gelecek yanıtı bekliyorum. |
| 442 | rückwirkend (geriye dönük olarak) Die Studienförderung wird rückwirkend ab Beginn des Semesters ausgezahlt. — Öğrenim desteği, dönem başından itibaren geçerli olacak şekilde geriye dönük ödeniyor. |
“S” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 443 | die Schicht (vardiya) Meine Schicht beginnt früher, weil eine Kollegin im Urlaub ist. — Bir iş arkadaşım izinde olduğu için vardiyam daha erken başlıyor. |
| 444 | die Schichtarbeit (vardiyalı çalışma) Die Schichtarbeit ist anstrengend, weil ich oft nachts arbeite. — Sık sık gece çalıştığım için vardiyalı çalışma yorucu oluyor. |
| 445 | schiefgehen (ters gitmek, kötü sonuçlanmak) Hoffentlich geht bei deiner Anmeldung zum Studium nichts schief. — Umarım üniversiteye kaydında hiçbir şey ters gitmez. |
| 446 | schmal (dar) Das Sofa passt nicht durch die schmale Tür im Treppenhaus. — Kanepe merdiven boşluğundaki dar kapıdan geçmiyor. |
| 447 | schnellstmöglich (mümkün olan en kısa sürede) Könnten Sie mir die fehlenden Unterlagen bitte schnellstmöglich zusenden? — Eksik belgeleri mümkün olan en kısa sürede gönderebilir misiniz? |
| 448 | die Schreibwaren (kırtasiye malzemeleri) Für den Sprachkurs brauche ich Hefte und andere Schreibwaren. — Dil kursu için defterlere ve başka kırtasiye malzemelerine ihtiyacım var. |
| 449 | der Schulabschluss (okul diploması, okul mezuniyeti) Mit meinem Schulabschluss kann ich mich für eine Ausbildung bewerben. — Okul diplomamla mesleki eğitime başvurabilirim. |
| 450 | schwerfallen (zor gelmek) Vielen Studierenden fällt es schwer, sich ohne feste Lernzeiten zu konzentrieren. — Pek çok öğrenci belirli çalışma saatleri olmadan odaklanmakta zorlanıyor. |
| 451 | seinen Meister machen (ustalık belgesi almak) Nach einigen Jahren als Geselle möchte Mehmet seinen Meister machen. — Mehmet birkaç yıl kalfa olarak çalıştıktan sonra ustalık belgesi almak istiyor. |
| 452 | selbstverständlich (elbette, tabii ki; doğal, beklenen) Selbstverständlich helfen wir Ihnen beim Ausfüllen des Formulars für die Anmeldung. — Elbette kayıt formunu doldurmanıza yardımcı oluruz. |
| 453 | senken (düşürmek, azaltmak) Gemeinsames Kochen senkt die Kosten und bringt die Mitbewohner näher zusammen. — Birlikte yemek yapmak masrafları düşürür ve ev arkadaşlarını birbirine yakınlaştırır. |
| 454 | sicherstellen (sağlamak, emin olmak, güvence altına almak) Bitte stellen Sie sicher, dass alle Unterlagen für die Anmeldung vorliegen. — Lütfen kayıt için gereken tüm belgelerin hazır olduğundan emin olun. |
| 455 | signifikant (kayda değer, belirgin) Seit dem Umzug sind unsere Heizkosten signifikant gesunken. — Taşındığımızdan beri ısınma giderlerimiz belirgin biçimde düştü. |
| 456 | der/das Smalltalk (kısa sohbet, havadan sudan konuşma) Beim Smalltalk vor dem Seminar erzählen wir von unseren Wochenendplänen. — Seminerden önceki kısa sohbette hafta sonu planlarımızdan bahsediyoruz. |
| 457 | sofern (-dığı sürece, eğer) Du kannst das Seminar besuchen, sofern du dich vorher anmeldest. — Önceden kayıt yaptırdığın sürece seminere katılabilirsin. |
| 458 | das Sonderangebot (özel indirimli ürün, özel indirim) Diese Woche gibt es im Möbelgeschäft ein Sonderangebot für Küchenstühle. — Bu hafta mobilya mağazasında mutfak sandalyeleri özel indirimde. |
| 459 | die Sonnenenergie (güneş enerjisi) Sonnenenergie wird auch zur Stromversorgung von Wohnhäusern genutzt. — Güneş enerjisi konutlara elektrik sağlamak için de kullanılıyor. |
| 460 | sonstig (diğer, başka) Sonstige Wünsche können Sie hier eintragen. — Diğer isteklerinizi buraya yazabilirsiniz. |
| 461 | sorgfältig (özenli, dikkatli) Bitte lesen Sie den Mietvertrag sorgfältig vor der Unterschrift. — Lütfen imzalamadan önce kira sözleşmesini dikkatlice okuyun. |
| 462 | souverän (kendinden emin, rahat) Nach ihrem Vortrag beantwortete Elif auch schwierige Fragen souverän. — Elif, sunumunun ardından zor soruları da kendinden emin bir şekilde yanıtladı. |
| 463 | sowie (ve ayrıca, ve de) Das Seminar behandelt gesunde Ernährung sowie den Einfluss von Werbung. — Seminerde sağlıklı beslenmenin yanı sıra reklamların etkisi de ele alınıyor. |
| 464 | die Spedition (nakliye şirketi) Die Spedition ruft an, bevor sie unsere neuen Möbel liefert. — Nakliye şirketi yeni mobilyalarımızı getirmeden önce arıyor. |
| 465 | spontan (anlık, plansız, kendiliğinden) Am Wochenende haben wir spontan einen Ausflug ans Meer gemacht. — Hafta sonu önceden planlamadan deniz kenarına gittik. |
| 466 | der Stahl (çelik) Eine Flasche aus Stahl finde ich praktischer als ständig neue Plastikflaschen. — Bence çelik bir matara kullanmak sürekli yeni plastik şişe almaktan daha pratik. |
| 467 | stärken (güçlendirmek) Gemeinsame Mahlzeiten stärken meiner Erfahrung nach die Beziehungen zwischen den Generationen. — Deneyimlerime göre birlikte yemek yemek kuşaklar arasındaki ilişkileri güçlendirir. |
| 468 | stattdessen (onun yerine) Die Wohnung hat keinen Balkon, stattdessen nutzen wir den Gemeinschaftsgarten. — Evin balkonu yok, onun yerine ortak bahçeyi kullanıyoruz. |
| 469 | stetig (sürekli, istikrarlı) Die Zahl der Radfahrer in unserem Viertel steigt stetig. — Mahallemizde bisiklet kullananların sayısı sürekli artıyor. |
| 470 | stets (daima, her zaman) Für Ihre Unterstützung während meines Studiums bin ich Ihnen stets dankbar. — Üniversite eğitimim boyunca verdiğiniz destek için size her zaman minnettarım. |
| 471 | der Stichpunkt (madde, kısa not) Notiere die Vorteile des Onlineunterrichts für deinen Vortrag in Stichpunkten. — Sunumun için çevrim içi derslerin avantajlarını maddeler hâlinde not et. |
| 472 | stolpern (tökezlemek, ayağı takılmak) Auf dem Weg zur Haltestelle stolperte Anna über einen Stein. — Anna durağa giderken bir taşa takılıp tökezledi. |
| 473 | stornieren (iptal etmek) Könnten Sie meine Hotelreservierung wegen des Zugausfalls bitte stornieren? — Tren seferi iptal edildiği için otel rezervasyonumu iptal edebilir misiniz? |
| 474 | die Strategie (strateji) Welche Strategie hilft dir beim Lernen neuer Wörter am meisten? — Yeni kelimeleri öğrenirken hangi strateji sana en çok yardımcı oluyor? |
| 475 | der Strauß (çiçek buketi, demet) Nach der Prüfung schenkt Mehmet seiner Schwester einen Strauß Blumen. — Mehmet sınavdan sonra kız kardeşine bir buket çiçek hediye ediyor. |
| 476 | strikt (kesin, katı) Das Fotografieren ist in dieser Ausstellung strikt verboten. — Bu sergide fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. |
| 477 | strukturieren (düzenlemek, yapılandırmak) Für mein Referat strukturiere ich die Argumente in übersichtliche Abschnitte. — Sunumum için gerekçeleri kolayca takip edilebilecek bölümler hâlinde düzenliyorum. |
| 478 | die Suche (arama, arayış) Anna ist auf der Suche nach Arbeit. — Anna iş arıyor. |
“T” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 479 | das Talent (yetenek) Zeynep hat ein Talent dafür, schwierige Dinge verständlich zu erklären. — Zeynep’in zor konuları anlaşılır biçimde anlatma yeteneği var. |
| 480 | der Tank (yakıt deposu) Vor der langen Fahrt in die Türkei füllen wir den Tank. — Türkiye’ye yapacağımız uzun yolculuktan önce yakıt deposunu dolduruyoruz. |
| 481 | tätig als (olarak çalışmak, olarak görev yapmak) Ayşe ist als Pflegekraft in einem Seniorenheim tätig. — Ayşe bir huzurevinde bakım görevlisi olarak çalışıyor. |
| 482 | teamfähig (ekip çalışmasına yatkın) Unser Hotel sucht teamfähige Mitarbeiter für die Rezeption. — Otelimiz resepsiyon için ekip çalışmasına yatkın çalışanlar arıyor. |
| 483 | der Teig (hamur) Der Teig muss vor dem Backen noch gehen. — Hamurun pişirilmeden önce biraz daha mayalanması gerekiyor. |
| 484 | das Telefonat (telefon görüşmesi) Nach dem Telefonat mit der Vermieterin besichtigen wir die Wohnung. — Ev sahibiyle yaptığımız telefon görüşmesinden sonra evi görmeye gidiyoruz. |
| 485 | telefonisch (telefonla, telefon yoluyla) Bei Fragen zur Anmeldung bin ich nachmittags telefonisch erreichbar. — Kayıtla ilgili sorularınız için öğleden sonraları telefonla bana ulaşabilirsiniz. |
| 486 | die Textilie (tekstil ürünü, kumaş) Vor dem Waschen prüfen wir die Pflegehinweise auf den Textilien. — Yıkamadan önce tekstil ürünlerinin üzerindeki bakım talimatlarını kontrol ediyoruz. |
| 487 | transportieren (taşımak, nakletmek) Die Firma transportiert unsere Möbel zur neuen Wohnung. — Şirket mobilyalarımızı yeni eve taşıyor. |
“U” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 488 | umfassen (kapsamak, içermek) Der Kurs umfasst mehrere Übungen zum Schreiben formeller E-Mails. — Kursta resmî e-posta yazmaya yönelik çeşitli alıştırmalar var. |
| 489 | das Umfeld (çevre, ortam) In einem ruhigen Umfeld kann ich mich besser konzentrieren. — Sessiz bir ortamda daha iyi odaklanabiliyorum. |
| 490 | der Umgang (davranış biçimi; bir şeyle başa çıkma) Ein offener Umgang mit Mitbewohnern hilft meiner Meinung nach gegen Missverständnisse. — Bence ev arkadaşlarıyla açık iletişim kurmak yanlış anlaşılmaları önlemeye yardımcı olur. |
| 491 | die Umgebung (çevre, civar) Kennst du ein gutes Restaurant in der Umgebung? — Civarda iyi bir restoran biliyor musun? |
| 492 | umgehen mit (başa çıkmak; kullanmayı bilmek) Wie gehst du mit den Erwartungen deiner Familie um? — Ailenin beklentileriyle nasıl başa çıkıyorsun? |
| 493 | der Umsatz (ciro, satış geliri) Seit wir eine neue Filiale haben, ist der Umsatz gestiegen. — Yeni şubemiz açıldığından beri ciro arttı. |
| 494 | umsetzen (uygulamaya koymak, hayata geçirmek) Unsere Schule setzt die Vorschläge der Eltern schrittweise um. — Okulumuz velilerin önerilerini adım adım hayata geçiriyor. |
| 495 | die Umsetzung (uygulama, hayata geçirme) Für die Umsetzung unseres Lernplans brauchen wir feste Lernzeiten. — Çalışma planımızı uygulamak için belirli çalışma saatlerine ihtiyacımız var. |
| 496 | der Umstand (koşul, durum) Unter diesen Umständen verschieben wir den Umzug auf nächsten Monat. — Bu koşullarda taşınmayı gelecek aya erteliyoruz. |
| 497 | die Umstellung (geçiş, değişim) Die Umstellung auf Kartenzahlung finde ich praktisch, aber nicht überall sinnvoll. — Kartla ödemeye geçişi pratik buluyorum ama her yerde uygun bir çözüm değil. |
| 498 | unabhängig (bağımsız; -e bakmaksızın) Mit dem Fahrrad bin ich unabhängig von den Busfahrplänen. — Bisikletle otobüs saatlerine bağlı kalmıyorum. |
| 499 | die Unannehmlichkeit (aksaklık, rahatsızlık) Welche Unannehmlichkeiten entstehen für die Mieter während der Bauarbeiten im Haus? — Binadaki inşaat çalışmaları sırasında kiracılar ne tür aksaklıklar yaşıyor? |
| 500 | unerwartet (beklenmedik) Unerwartet hohe Nebenkosten können für Studierende ein großes Problem sein. — Beklenmedik şekilde yüksek gelen aidat ve ek giderler öğrenciler için büyük bir sorun olabilir. |
| 501 | unklar (belirsiz, açık olmayan) Nach der Informationsveranstaltung ist der Ablauf der Anmeldung noch unklar. — Bilgilendirme toplantısından sonra kayıt sürecinin nasıl işleyeceği hâlâ belirsiz. |
| 502 | unmittelbar (doğrudan; hemen) Lärm wirkt sich unmittelbar auf die Konzentration beim Lernen aus. — Gürültü ders çalışırken dikkati doğrudan etkiler. |
| 503 | unnötig (gereksiz) Ein eigenes Auto verursacht in der Innenstadt oft unnötige Kosten. — Şehir merkezinde kendi arabana sahip olmak çoğu zaman gereksiz masrafa yol açar. |
| 504 | unsicher (emin olmayan, kararsız; güvensiz) Bei der Wahl einer Ausbildung bin ich noch unsicher. — Hangi meslek eğitimini seçeceğim konusunda hâlâ kararsızım. |
| 505 | unterbringen (yerleştirmek, barındırmak, konaklatmak) Während des Sprachkurses bringt uns die Schule bei Gastfamilien unter. — Dil kursu boyunca okul bizi ev sahibi ailelerin yanına yerleştiriyor. |
| 506 | das Unwetter (fırtına, şiddetli kötü hava) Wegen des Unwetters kann ich leider nicht zu Ihrer Sprechstunde kommen. — Fırtına nedeniyle ne yazık ki danışma saatinize gelemiyorum. |
| 507 | das Update (güncelleme) Nach dem Update funktioniert die Lernplattform auf meinem Handy wieder. — Güncellemeden sonra öğrenme platformu telefonumda yeniden çalışıyor. |
“V” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 508 | vegan (vegan, hayvansal ürün içermeyen) Unsere Mensa bietet täglich ein veganes Gericht mit frischem Gemüse an. — Üniversite yemekhanemiz her gün taze sebzeli bir vegan yemek sunuyor. |
| 509 | die Veränderung (değişiklik, değişim) Welche Veränderung würde das Lernen zu Hause für dich erleichtern? — Hangi değişiklik evde ders çalışmanı kolaylaştırırdı? |
| 510 | veranstalten (düzenlemek, organize etmek) Der Sportverein veranstaltet am Wochenende ein Fußballturnier für alle Altersgruppen. — Spor kulübü hafta sonu her yaş grubuna açık bir futbol turnuvası düzenliyor. |
| 511 | der Verbraucher (tüketici) Als Verbraucher möchte ich wissen, wie viel Zucker dieses Getränk enthält. — Bir tüketici olarak bu içeceğin ne kadar şeker içerdiğini bilmek istiyorum. |
| 512 | vereinzelt (yer yer, tek tük) Am frühen Morgen sitzen nur vereinzelt Fahrgäste in der Straßenbahn. — Sabahın erken saatlerinde tramvayda tek tük yolcu oturuyor. |
| 513 | verfassen (kaleme almak, yazmak) Für das Forum verfasst Zeynep einen Beitrag über nachhaltiges Reisen. — Zeynep forum için sürdürülebilir seyahat hakkında bir yazı yazıyor. |
| 514 | verfügbar (mevcut, müsait) Für den Computerkurs sind noch einige freie Plätze verfügbar. — Bilgisayar kursunda hâlâ birkaç boş yer var. |
| 515 | die Verfügbarkeit (mevcut olma durumu, uygunluk) Können Sie die Verfügbarkeit eines Seminarraums für unsere Lerngruppe prüfen? — Çalışma grubumuz için bir seminer odasının müsaitliğini kontrol edebilir misiniz? |
| 516 | vergangen (geçen, geçmiş) Vergangene Woche haben wir verschiedene Lernmethoden im Kurs ausprobiert. — Geçen hafta kursta farklı öğrenme yöntemlerini denedik. |
| 517 | vergleichbar (karşılaştırılabilir, benzer) Die Miete hier ist mit den Preisen im Nachbarviertel vergleichbar. — Buradaki kira komşu mahalledeki fiyatlarla karşılaştırılabilir düzeyde. |
| 518 | verhandeln (pazarlık etmek, müzakere etmek) Über den Preis verhandeln wir direkt mit dem Verkäufer. — Fiyat için doğrudan satıcıyla pazarlık yapıyoruz. |
| 519 | der Verkauf (satış; satış bölümü) Beim Verkauf meines alten Fahrrads habe ich etwas Geld verdient. — Eski bisikletimi satarken biraz para kazandım. |
| 520 | verladen (yüklemek) Im Lager verladen die Mitarbeiter die Kartons auf einen Lastwagen. — Depodaki çalışanlar kolileri kamyona yüklüyor. |
| 521 | verlassen (ayrılmak, terk etmek) Bitte verlassen Sie den Raum erst, wenn die Prüfung beendet ist. — Lütfen sınav bitmeden salondan ayrılmayın. |
| 522 | vernichten (imha etmek, yok etmek) Die Universität vernichtet alte Prüfungsunterlagen nach Ablauf der Aufbewahrungsfrist. — Üniversite, saklama süresi dolunca eski sınav belgelerini imha ediyor. |
| 523 | die Verpflegung (yemek, yiyecek sağlama) Während der Exkursion sorgt die Universität für unsere Verpflegung. — Üniversite, ders gezisi sırasında yemeklerimizi sağlıyor. |
| 524 | verpflichtend (zorunlu) Die Anmeldung zum Einführungskurs ist für alle Erstsemester verpflichtend. — Tüm birinci sınıf öğrencilerinin başlangıç dersine kayıt yaptırması zorunlu. |
| 525 | die Verpflichtung (yükümlülük, zorunluluk) Durch die Vertragsverlängerung entsteht eine neue finanzielle Verpflichtung für uns. — Sözleşmenin uzatılmasıyla yeni bir mali yükümlülük altına giriyoruz. |
| 526 | verringern (azaltmak) Weniger Fertiggerichte verringern meiner Ansicht nach den Salzkonsum im Alltag. — Bence daha az hazır yemek yemek günlük tuz tüketimini azaltır. |
| 527 | verschicken (göndermek, yollamak) Die Sprachschule verschickt die Teilnahmebescheinigungen nach Kursende per E-Mail. — Dil okulu kurs bitince katılım belgelerini e-postayla gönderiyor. |
| 528 | (sich) verschlechtern (kötüleşmek; kötüleştirmek) Ohne regelmäßige Pausen verschlechtert sich meine Konzentration beim Lernen. — Düzenli mola vermediğimde ders çalışırken konsantrasyonum kötüleşiyor. |
| 529 | das Versehen (dikkatsizlik, yanlışlık) Entschuldigen Sie bitte, aus Versehen habe ich meinen Seminarbeitrag gelöscht. — Kusura bakmayın, seminer için yazdığım metni yanlışlıkla sildim. |
| 530 | sich verspäten (gecikmek, geç kalmak) Bei starkem Verkehr verspätet sich der Bus zur Berufsschule oft. — Trafik yoğun olduğunda meslek okuluna giden otobüs sık sık gecikiyor. |
| 531 | das Verständnis (anlayış) Bitte haben Sie Verständnis für meine verspätete Rückmeldung zur Seminaranmeldung. — Seminer kaydıyla ilgili geç yanıtım için lütfen anlayış gösterin. |
| 532 | verstärken (güçlendirmek, artırmak) Ständige Benachrichtigungen verstärken den Stress beim Lernen am Handy. — Sürekli gelen bildirimler telefonla ders çalışırken stresi artırıyor. |
| 533 | Verstärkung suchen (ek çalışan aramak) Für die Sommermonate sucht unser Hotel Verstärkung an der Rezeption. — Otelimiz yaz ayları için resepsiyona ek çalışan arıyor. |
| 534 | vertiefen (derinleştirmek, pekiştirmek) Nach dem Kurs möchte ich meine Deutschkenntnisse vertiefen. — Kurstan sonra Almanca bilgimi pekiştirmek istiyorum. |
| 535 | die Vertretung (yerine bakma, vekâlet) Während meines Urlaubs übernimmt eine Kollegin die Vertretung am Empfang. — İzindeyken resepsiyonda bir iş arkadaşım yerime bakıyor. |
| 536 | verunreinigen (kirletmek) Abfälle verunreinigen den Fluss und gefährden die Tiere im Wasser. — Atıklar nehri kirletiyor ve sudaki hayvanları tehlikeye atıyor. |
| 537 | sich verzögern (gecikmek) Leider verzögert sich mein Studienbeginn wegen fehlender Unterlagen. — Ne yazık ki eksik belgeler yüzünden üniversiteye başlamam gecikiyor. |
| 538 | die Verzögerung (gecikme) Wegen einer Verzögerung beim Umzug beginnt der Kurs erst nächste Woche. — Taşınma sürecindeki gecikme nedeniyle kurs ancak gelecek hafta başlıyor. |
| 539 | verzweifelt (çaresiz, umutsuz) Nach vielen erfolglosen Bewerbungen war Emre verzweifelt und suchte Unterstützung. — Emre birçok başarısız iş başvurusundan sonra çaresiz kaldı ve destek aradı. |
| 540 | vielfältig (çeşitli, çok çeşitli) Zunächst zeige ich Ihnen vielfältige Möglichkeiten zur Finanzierung des Studiums. — Önce üniversite eğitiminin masraflarını karşılamanın çeşitli yollarını anlatacağım. |
| 541 | vielseitig (çok yönlü; çeşitli) Vielseitiges Training fördert sowohl die Ausdauer als auch die Beweglichkeit. — Çok yönlü antrenman hem dayanıklılığı hem de hareket kabiliyetini geliştirir. |
| 542 | vollständig (eksiksiz, tam) Sind Ihre Unterlagen für die Anmeldung inzwischen vollständig? — Kayıt için gerekli belgeleriniz artık eksiksiz mi? |
| 543 | vorausgesetzt (koşuluyla, yeter ki) Du kannst das Buch behalten, vorausgesetzt, du brauchst es noch. — Hâlâ ihtiyacın olması koşuluyla kitap sende kalabilir. |
| 544 | die Voraussetzung (ön koşul, şart) Gute Deutschkenntnisse sind eine wichtige Voraussetzung für diese Ausbildung. — Almancayı iyi bilmek bu meslek eğitimi için önemli bir ön koşul. |
| 545 | der Vorgang (süreç, olay; işlem) Beim Lernen laufen im Gehirn viele Vorgänge gleichzeitig ab. — Öğrenme sırasında beyinde birçok süreç aynı anda gerçekleşiyor. |
| 546 | der Vorgesetzte (amir, yönetici) Bei einem Problem mit dem Dienstplan spreche ich mit meinem Vorgesetzten. — Çalışma planıyla ilgili bir sorun olduğunda amirimle konuşuyorum. |
| 547 | vorhanden (mevcut, var olan) Sind für das Referat genügend Informationen über gesunde Ernährung vorhanden? — Sunum için sağlıklı beslenme konusunda yeterince bilgi var mı? |
| 548 | vorlegen (ibraz etmek, sunmak) Bei der Anmeldung legen Sie bitte Ihren Ausweis vor. — Lütfen kayıt sırasında kimliğinizi gösterin. |
| 549 | vornehmen (yapmak, gerçekleştirmek) Vor dem Referat nehmen wir noch Änderungen an unseren Folien vor. — Sunumdan önce slaytlarımızda birkaç değişiklik daha yapıyoruz. |
| 550 | der Vorrat (stok, eldeki malzeme) Ein kleiner Vorrat an Lebensmitteln erspart mir tägliche Einkäufe. — Küçük bir yiyecek stoku sayesinde her gün alışverişe çıkmam gerekmiyor. |
| 551 | die Vorschrift (kural, düzenleme) An der Universität gelten klare Vorschriften zum Schutz persönlicher Daten. — Üniversitede kişisel verilerin korunmasına ilişkin açık kurallar geçerli. |
| 552 | vorübergehend (geçici olarak, geçici) Wegen Bauarbeiten ist der Eingang zur Bibliothek vorübergehend geschlossen. — İnşaat çalışmaları nedeniyle kütüphanenin girişi geçici olarak kapalı. |
| 553 | vorwerfen (suçlamak, sitem etmek) Meine Mitbewohnerin wirft mir vor, nie beim Putzen zu helfen. — Ev arkadaşım temizlikte hiç yardım etmediğim için bana sitem ediyor. |
| 554 | vorziehen (öne almak; tercih etmek) Wegen deiner Reise ziehen wir unser Treffen auf Donnerstag vor. — Seyahatin nedeniyle buluşmamızı perşembeye öne alıyoruz. |
“W” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 555 | währenddessen (bu sırada, o arada) Ich suche eine Wohnung, währenddessen wohne ich bei meiner Schwester. — Ev arıyorum, bu sırada kız kardeşimde kalıyorum. |
| 556 | die Ware (mal, ürün) Ich prüfe, ob die bestellte Ware vollständig und unbeschädigt angekommen ist. — Sipariş ettiğim ürünlerin eksiksiz ve hasarsız gelip gelmediğini kontrol ediyorum. |
| 557 | Waren kontrollieren (malları kontrol etmek) Bitte kontrollieren Sie die Waren, bevor Sie sie einlagern. — Lütfen malları depoya yerleştirmeden önce kontrol edin. |
| 558 | sich wehren (kendini savunmak, karşı koymak) Gegen den unfairen Vorwurf wehre ich mich mit konkreten Beispielen. — Haksız suçlamaya karşı kendimi somut örneklerle savunuyorum. |
| 559 | die Weihnachtsfeier (Noel kutlaması) Zur Weihnachtsfeier lädt die Firma alle Mitarbeiter mit ihren Familien ein. — Şirket, Noel kutlamasına bütün çalışanları aileleriyle birlikte davet ediyor. |
| 560 | (sich) weiterentwickeln (geliştirmek; kendini geliştirmek) Im Kurs entwickeln wir unsere Ideen für nachhaltigen Tourismus gemeinsam weiter. — Kursta sürdürülebilir turizm fikirlerimizi birlikte geliştiriyoruz. |
| 561 | (sich) wenden an (başvurmak, danışmak) Bei Fragen zur Wohnung wende ich mich an die Hausverwaltung. — Evle ilgili sorularım olduğunda bina yönetimine danışıyorum. |
| 562 | werben (reklam yapmak) Die Schule wirbt im Internet für ihre neuen Sprachkurse. — Okul yeni dil kurslarının reklamını internette yapıyor. |
| 563 | das Whiteboard (beyaz yazı tahtası) Auf dem Whiteboard vergleichen wir Vor- und Nachteile verschiedener Lernmethoden. — Beyaz tahtada farklı öğrenme yöntemlerinin avantajlarını ve dezavantajlarını karşılaştırıyoruz. |
| 564 | woanders (başka bir yerde) Wenn es hier zu laut ist, lerne ich lieber woanders. — Burası çok gürültülüyse başka bir yerde ders çalışmayı tercih ederim. |
| 565 | wobei (bu arada, aynı zamanda; ancak) Ich lerne mit Podcasts, wobei ich neue Wörter notiere. — Podcastlerle çalışıyorum, bu sırada yeni kelimeleri not alıyorum. |
| 566 | die Wochenendzulage (hafta sonu çalışma ek ödemesi) Für ihre Arbeit am Samstag erhält Elif eine Wochenendzulage. — Elif cumartesi günü çalıştığı için hafta sonu ek ödemesi alıyor. |
| 567 | wodurch (ne sayesinde, neyle; ve bu sayede) Wodurch kannst du beim Onlineunterricht deine Konzentration verbessern? — Çevrim içi derslerde dikkatini toplamak için hangi yöntemlerden yararlanabilirsin? |
| 568 | worauf (neye, ne üzerine) Worauf freust du dich im Urlaub am meisten? — Tatilde en çok neyi dört gözle bekliyorsun? |
| 569 | der Workshop (uygulamalı seminer, atölye çalışması) Im Workshop diskutieren wir, wie man im Studium konzentriert lernt. — Atölye çalışmasında üniversitede odaklanarak nasıl ders çalışılacağını tartışıyoruz. |
“Z” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 570 | zählen zu (arasında sayılmak, arasında yer almak) Gute Deutschkenntnisse zählen zu den wichtigsten Voraussetzungen für diese Stelle. — Almancayı iyi bilmek bu iş için en önemli şartlar arasında yer alıyor. |
| 571 | der Zaun (çit) Ein Zaun trennt den Spielplatz von der stark befahrenen Straße. — Bir çit oyun alanını trafiğin yoğun olduğu yoldan ayırıyor. |
| 572 | die Zeitarbeit (geçici işçilik) Bei Zeitarbeit weiß ich oft nicht, wo ich nächsten Monat arbeite. — Geçici işçilikte gelecek ay nerede çalışacağımı çoğu zaman bilmiyorum. |
| 573 | der Zeitaufwand (harcanan zaman, zaman maliyeti) Für berufstätige Eltern ist der Zeitaufwand beim Lernen besonders wichtig. — Çalışan ebeveynler için ders çalışmaya ayrılacak zaman özellikle önemlidir. |
| 574 | zeitlich (zaman bakımından) Das Angebot für den Onlinekurs ist zeitlich auf zwei Wochen begrenzt. — Çevrim içi kurs teklifinin geçerlilik süresi iki haftayla sınırlı. |
| 575 | der Zeitraum (süre, dönem) Für welchen Zeitraum möchten Sie die Ferienwohnung in der Türkei mieten? — Türkiye’deki tatil evini hangi dönem için kiralamak istiyorsunuz? |
| 576 | zerbrechen (kırılmak; kırmak) Beim Umzug zerbrach die Glasplatte unseres kleinen Wohnzimmertisches. — Taşınırken küçük salon masamızın camı kırıldı. |
| 577 | Ziel erreichen (hedefe ulaşmak) Endlich habe ich mein Ziel erreicht und die Sprachprüfung bestanden. — Sonunda hedefime ulaştım ve dil sınavını geçtim. |
| 578 | zu (fazla, gereğinden çok) Die Miete ist zu hoch für unser monatliches Budget. — Kira aylık bütçemize göre çok yüksek. |
| 579 | zudem (ayrıca, üstelik) Radfahren hält fit, zudem fallen keine Parkgebühren an. — Bisiklete binmek formda kalmayı sağlar, üstelik park ücreti de ödemezsin. |
| 580 | die Zufriedenheit (memnuniyet) Meiner Ansicht nach fördert gemeinsame Zeit die Zufriedenheit in einer Wohngemeinschaft. — Bence birlikte zaman geçirmek ev arkadaşlarının memnuniyetini artırır. |
| 581 | zulassen (izin vermek; resmen kabul etmek, ruhsat vermek) Die Bibliothek lässt Gespräche nur in den Gruppenräumen zu. — Kütüphane, yalnızca grup çalışma odalarında konuşmaya izin veriyor. |
| 582 | zur Probe arbeiten (deneme amaçlı çalışmak) Am Freitag arbeitet Mehmet zur Probe in der neuen Werkstatt. — Mehmet cuma günü yeni atölyede deneme amaçlı çalışacak. |
| 583 | zur Verfügung stehen (hizmetinde olmak, kullanımına açık olmak) Für Fragen zu Ihrem Studium stehe ich Ihnen gern zur Verfügung. — Üniversite eğitiminizle ilgili sorularınızı memnuniyetle yanıtlarım. |
| 584 | zur Verfügung stellen (kullanıma sunmak, sağlamak) Für den Sprachkurs stellt die Schule uns kostenlos Tablets zur Verfügung. — Okul dil kursu için bize ücretsiz tabletler sağlıyor. |
| 585 | zurückführen (bir şeye bağlamak, bir şeyden kaynaklandığını söylemek) Die Schüler führen ihren Lernerfolg auf die regelmäßigen Übungen zurück. — Öğrenciler öğrenmedeki başarılarını düzenli alıştırma yapmalarına bağlıyor. |
| 586 | zurückkehren zu (geri dönmek) Nach einer längeren Pause kehrte sie zu ihrem Studium zurück. — Uzun bir aradan sonra üniversite eğitimine geri döndü. |
| 587 | zusammenarbeiten (birlikte çalışmak, iş birliği yapmak) Für das Sommerfest arbeitet die Schule mit dem Sportverein zusammen. — Yaz şenliği için okul spor kulübüyle iş birliği yapıyor. |
| 588 | der Zusammenhang (ilişki, bağlantı) Die Ärztin erklärt den Zusammenhang zwischen Schlaf und Konzentration. — Doktor, uyku ile odaklanma arasındaki ilişkiyi açıklıyor. |
| 589 | (sich) zusammensetzen (bir araya gelip görüşmek; oluşmak) Nach dem Kurs setzen wir uns zur Prüfungsvorbereitung zusammen. — Kurstan sonra sınava hazırlanmak için bir araya geliyoruz. |
| 590 | zuverlässig (güvenilir) Du bist zuverlässig und hältst dich an unsere Absprachen. — Güvenilir birisin ve aramızdaki anlaşmalara uyuyorsun. |
| 591 | zuvor (daha önce, önceden) Der Vermieter renoviert nächste Woche, zuvor besprechen wir die Kosten. — Ev sahibi gelecek hafta tadilat yapacak; öncesinde masrafları konuşacağız. |
| 592 | zwischenzeitlich (bu arada, o süre içinde) Zwischenzeitlich haben wir den Seminarraum geändert, bitte beachten Sie die E-Mail. — Bu arada seminer salonunu değiştirdik, lütfen e-postadaki bilgileri dikkate alın. |
“Ü” Harfi ile Başlayan Almanca B1-B2 Kelimeleri
| Sıra No. | Almanca kelime, anlamı ve örnek cümle |
|---|---|
| 593 | überarbeiten (gözden geçirip düzeltmek, yeniden düzenlemek) Vor dem Seminar überarbeitet Can seine Präsentation anhand unserer Rückmeldungen. — Can seminerden önce sunumunu verdiğimiz geri bildirimlere göre gözden geçirip düzeltiyor. |
| 594 | der Überblick (genel bakış, genel bilgi) Zunächst gebe ich einen Überblick über die Möglichkeiten der Studienfinanzierung. — Önce üniversite eğitiminin masraflarını karşılamanın yollarına genel bir bakış sunacağım. |
| 595 | übereinstimmen (uyuşmak, örtüşmek; aynı fikirde olmak) Die Angaben im Formular stimmen nicht mit meinem Pass überein. — Formdaki bilgiler pasaportumdakilerle uyuşmuyor. |
| 596 | übergeben (teslim etmek, devretmek) Beim Auszug übergeben wir der Vermieterin die Schlüssel. — Evden çıkarken anahtarları ev sahibine teslim ediyoruz. |
| 597 | die Überprüfung (kontrol, denetim) Bei der Überprüfung meiner Seminaranmeldung fiel mir ein falsches Datum auf. — Seminer kaydımı kontrol ederken yanlış bir tarih fark ettim. |
| 598 | überreichen (takdim etmek, teslim etmek) Am Ende der Ausbildung überreicht die Schulleiterin allen Absolventen ihre Zeugnisse. — Meslek eğitiminin sonunda okul müdürü bütün mezunlara belgelerini takdim ediyor. |
| 599 | übersehen (gözden kaçırmak) Beim Lesen der Stellenanzeige habe ich die Bewerbungsfrist übersehen. — İş ilanını okurken son başvuru tarihini gözden kaçırmışım. |
| 600 | die Überstunde (fazla mesai saati) Wegen der zusätzlichen Bestellungen macht unser Team diese Woche mehrere Überstunden. — Ek siparişler nedeniyle ekibimiz bu hafta birkaç saat fazla mesai yapıyor. |
Almanca B1-B2 kelime listesi PDF
B1-B2 kelimelerini çevrimdışı ve düzenli çalışmak isterseniz B1-B2 PDF’ini alın. Tek seferlik ödeme, abonelik yok. PDF’i indirip saklarsınız; ilk sayfaları satın almadan önce ücretsiz önizlenir.
- Kelimeler Türkçe anlam ve örnek cümleyle
- Android uygulamasında her seviyede bazı harfler ücretsiz; B1-B2 paketinde B1-B2 PDF’i, bütün harfler ve doğal sesli okunuşlar var
- Diğer seviyeler için A1, A2, B1, B2 Beruf ve C1 paketleri ile altı seviyelik toplu paket de var
- 760.000+ kayıtlı sözlük internet bağlantısı olmadan da açılır
Uygulama şimdilik yalnız Android için. Google Play ve Google Play logosu, Google LLC’nin ticari markalarıdır.
Diğer Seviyelerin Kelime Listeleri
- Almanca A1 Kelimeleri
- Almanca A2 Kelimeleri
- Almanca B1 Kelimeleri
- Almanca B2 Kelimeleri (mesleki)
- Almanca C1 Kelimeleri
- Almanca B2 Konuları
- Almanca Kelime Sayısı: Hangi Seviyede Kaç Kelime?
Sık Sorulan Sorular
Almanca B1-B2 kelime listesi PDF olarak var mı?
Evet. B1-B2 kelime listesinin PDF’i AlmancaABC Android uygulamasındaki B1-B2 paketindedir; tek seferlik ödemeyle alınır, abonelik yoktur. İlk sayfaları satın almadan önce ücretsiz önizlenir. Uygulama şimdilik yalnız Android için.
B1-B2 kelimeleri nedir?
B1 seviyesini bitirip B2’ye hazırlanırken öğrenilen genel kelimelerdir: görüş bildirme, karşılaştırma, haber ve gündelik metinler. İş Almancası için ayrıca mesleki B2 listemiz vardır.
B1-B2 listesinde kaç kelime var?
AlmancaABC’nin B1-B2 listesinde 600 kelime vardır. B1 listesindeki 1.800’den fazla kelimeyle birlikte çalışılması önerilir.
Almanca öğrenmek ABC kadar kolay.
AlmancaABC’de A1, A2, B1 konu anlatımları, kelime listeleri ve Almanca öğrenmek için ihtiyaç duyduğunuz içerikler bir arada.
Wo kann ich das Buch finden?